#smrgKİTABEVİ Afyon'a Doğru -

Editör:
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
Basıldığı Matbaa:
Dizi Adı:
ISBN-10:
9786259816968
Hazırlayan:
Cilt:
Amerikan Cilt
Stok Kodu:
1199263785
Boyut:
13x19
Sayfa Sayısı:
56
Basım Yeri:
İstanbul
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso
Dili:
Türkçe
Kategori:
indirimli
144,00
Havale/EFT ile: 141,12
1199263785
651429
Afyon'a Doğru -
Afyon'a Doğru - #smrgKİTABEVİ
144
“Afyon'a doğru ne çok güneş… Ipıssız bir sıcak göz kırpıyor uzaklardan. Her yan yeşilsiz, her yan öylesine benzeri ki birbirinin, düşüncelerim hiçbir engele çarpmıyor. Güneş susturmuş her şeyi, yerle gök arasında yalnız kalmış. Afyon'a doğru tepeler yumru yumru. Otobüsün hangisini geçtiği, hangisine doğru gittiği anlaşılmıyor. Birinin üzerinde bir adam... Sıcağın ıpıssızlığını bozmuş, öylece duruyor, nöbetteki asker gibi. Kurtuluş Savaşı'nda top seslerinin Ankara'dan duyulduğu günlerde orada bir asker, düşmanı böyle gözetlemiştir. Sonra? Sonra şehit düşmüştür!

Afyon'a doğru ne çok şehit… Gülleler arasından düşmana koşan genç insanlar görüyorum. Vuruluyorlar, bir çınar gibi devriliyorlar, ölüyorlar. Benim yaşamam, mutlu olmam için düşüp düşüp ölüyorlar. Hiçbir zaman göremeyecekleri insanları yaşatmak için canlarını veriyorlar. Dünyada bundan büyük özveri olabilir mi? Birilerini yaşatmak için ölmek… İşte adını koyamadığım, dilde bir karşılık bulamadığım…

Şu bozkırda benim için ölen insanı hangi dil anlatabilir?

Sevgilerim, umutlarım, zevklerim onun ölümüyle var şimdi.

Bu borç nasıl ödenir? Bir insan hayatına karşılık ne verilebilir?”

İsmail Odabaş'tan Karadeniz kıyılarından süzülüp gelen, dağları yaylaları aşan sımsıcak, dopdolu öyküler...

“Afyon'a doğru ne çok güneş… Ipıssız bir sıcak göz kırpıyor uzaklardan. Her yan yeşilsiz, her yan öylesine benzeri ki birbirinin, düşüncelerim hiçbir engele çarpmıyor. Güneş susturmuş her şeyi, yerle gök arasında yalnız kalmış. Afyon'a doğru tepeler yumru yumru. Otobüsün hangisini geçtiği, hangisine doğru gittiği anlaşılmıyor. Birinin üzerinde bir adam... Sıcağın ıpıssızlığını bozmuş, öylece duruyor, nöbetteki asker gibi. Kurtuluş Savaşı'nda top seslerinin Ankara'dan duyulduğu günlerde orada bir asker, düşmanı böyle gözetlemiştir. Sonra? Sonra şehit düşmüştür!

Afyon'a doğru ne çok şehit… Gülleler arasından düşmana koşan genç insanlar görüyorum. Vuruluyorlar, bir çınar gibi devriliyorlar, ölüyorlar. Benim yaşamam, mutlu olmam için düşüp düşüp ölüyorlar. Hiçbir zaman göremeyecekleri insanları yaşatmak için canlarını veriyorlar. Dünyada bundan büyük özveri olabilir mi? Birilerini yaşatmak için ölmek… İşte adını koyamadığım, dilde bir karşılık bulamadığım…

Şu bozkırda benim için ölen insanı hangi dil anlatabilir?

Sevgilerim, umutlarım, zevklerim onun ölümüyle var şimdi.

Bu borç nasıl ödenir? Bir insan hayatına karşılık ne verilebilir?”

İsmail Odabaş'tan Karadeniz kıyılarından süzülüp gelen, dağları yaylaları aşan sımsıcak, dopdolu öyküler...

Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat