#smrgKİTABEVİ Ali'nin Yolculuğu -

Editör:
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
ISBN-10:
9786258985351
Hazırlayan:
Cilt:
Amerikan Cilt
Ciltçi:
Stok Kodu:
1199263894
Boyut:
14x21
Sayfa Sayısı:
274
Basım Yeri:
İstanbul
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso
Dili:
Türkçe
indirimli
357,50
Havale/EFT ile: 350,35
Siparişiniz 4&6 iş günü arasında kargoda
1199263894
651538
Ali'nin Yolculuğu -
Ali'nin Yolculuğu - #smrgKİTABEVİ
357.5
Doğu coğrafyası aklın ve bilimin değil, inancın etkin olduğu bir coğrafyadır. Doğu toplumları her zaman inanmayı, bilmenin önüne koymuşlardır. İnanç, bilmekten daha güçlü bir olgudur. Hatta çoğunlukla bildikleri ile inandıkları arasında bir zıtlık oluşursa, ne kadar akıllarına yatmasa da inandıklarını seçerler. Doğulunun hayatına vahiyler, mistisizm ve içsel deneyimler hakimdir. Akıl bir çeşit yanıltıcı şeytan gibi görülür.

Doğuluyu düşündürmek, inandırmaktan daha zordur. Onu herhangi bir konuda harekete geçirmenin biricik yolu onu inandırmaktır. Bu nedenle siyasal, sosyal ve ekonomik talepler, tarih boyunca mutlaka bir teoloji ile süslenmek zorunda kalınmıştır. Yoksa büyük kitleleri bu taleplerin peşinde koşturmanın imkânı olmayacaktır. Bu da siyasi söylemle dini söylemin iç içe geçmesine, çoğunlukla da birbirinin yerini almasına neden olmuştur. Farklı siyasi fikirler birer din ya da mezhep haline gelmiştir.

Halen bugün bile doğu toplumları; vatan, bayrak, din ve millet gibi “inanca ve manevi unsurlara” dayalı kavramlarla maniple edilmektedir. Bugün Türkiye'de nasıl “siyasal İslam” olgusundan bahsediliyor ise o zamanlarda da “İslamlaştırılmış siyaset” olgusu mevcuttu. Bu dinsel/siyasal söylemlerin öznesini ise Ali ve Ehl-i Beyt oluşturmaktaydı.

Eşitlik, adalet, özgürlük ve zenginliğin kardeşçe bölüşümü düşünceleri; Ali'yi kutsama, Ehli Beyt'in hakkını savunma veya Kerbela'nın öcünü alma şeklinde İslami bir kılıfa sokularak ifade edilmekteydi. Bugün Ali kavramına ilişkin olarak Aleviler arasında sürdürülen tartışmanın ana nedeni budur. Tarihsel olarak yaşayan “insan Ali” ile kadim muhalif siyasetin bayrağı olan “mit Ali” birbiriyle uyuşmamaktadır. Ali asıl olarak dini bir liderden çok, siyasi bir kahramana dönüştürülmüştür.

Doğu coğrafyası aklın ve bilimin değil, inancın etkin olduğu bir coğrafyadır. Doğu toplumları her zaman inanmayı, bilmenin önüne koymuşlardır. İnanç, bilmekten daha güçlü bir olgudur. Hatta çoğunlukla bildikleri ile inandıkları arasında bir zıtlık oluşursa, ne kadar akıllarına yatmasa da inandıklarını seçerler. Doğulunun hayatına vahiyler, mistisizm ve içsel deneyimler hakimdir. Akıl bir çeşit yanıltıcı şeytan gibi görülür.

Doğuluyu düşündürmek, inandırmaktan daha zordur. Onu herhangi bir konuda harekete geçirmenin biricik yolu onu inandırmaktır. Bu nedenle siyasal, sosyal ve ekonomik talepler, tarih boyunca mutlaka bir teoloji ile süslenmek zorunda kalınmıştır. Yoksa büyük kitleleri bu taleplerin peşinde koşturmanın imkânı olmayacaktır. Bu da siyasi söylemle dini söylemin iç içe geçmesine, çoğunlukla da birbirinin yerini almasına neden olmuştur. Farklı siyasi fikirler birer din ya da mezhep haline gelmiştir.

Halen bugün bile doğu toplumları; vatan, bayrak, din ve millet gibi “inanca ve manevi unsurlara” dayalı kavramlarla maniple edilmektedir. Bugün Türkiye'de nasıl “siyasal İslam” olgusundan bahsediliyor ise o zamanlarda da “İslamlaştırılmış siyaset” olgusu mevcuttu. Bu dinsel/siyasal söylemlerin öznesini ise Ali ve Ehl-i Beyt oluşturmaktaydı.

Eşitlik, adalet, özgürlük ve zenginliğin kardeşçe bölüşümü düşünceleri; Ali'yi kutsama, Ehli Beyt'in hakkını savunma veya Kerbela'nın öcünü alma şeklinde İslami bir kılıfa sokularak ifade edilmekteydi. Bugün Ali kavramına ilişkin olarak Aleviler arasında sürdürülen tartışmanın ana nedeni budur. Tarihsel olarak yaşayan “insan Ali” ile kadim muhalif siyasetin bayrağı olan “mit Ali” birbiriyle uyuşmamaktadır. Ali asıl olarak dini bir liderden çok, siyasi bir kahramana dönüştürülmüştür.

Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat