#smrgSAHAF Ardahan Yollarında ( Küçük Gezgin'in Serüvenleri, Üçüncü Kitap ) - 1944
Sabah erken kalktı. Evinde misafir olduğu kaza kaymakamı, onu, giyinmiş, hazırlanmış buldu:
-Maşallah! Böyle erken erken... Otomobil de hazır. Hemen yola çıkacaksınız. Babanıza telefon ettim. İki büyük ağabey de size otomobilde arkadaşlık edecek.
-Ardahan a mı gidiyorlar?
-Orman mühendisi olan ağabey oraya gidecek.. Öteki de bir maden mühendisi... Yarı yolda inecek.
-- Ne güzel !
--Akşam otelde bir öğretmen, sizi ve vapur yolculuğunuzu anlatmış onlara.
Konuşa konuşa kapıya indiler. Otomobil oradaydı. Arkasına bavullar bağlanmıştı. Kaymakam onlara doğru giderken onlar da kaymakama sokuldular. Selamlaştılar.
-İşte size on yaşındaki arkadaşınız.
Engin'i sağa oturttular. Otomobil yola koyuldu. Arkada kalan denize veda ettiler.
Güzel bir şoseden gidiyorlardı. Yanlar, yeşil ve yüksek tepelerle kaplıydı. Bulutlar, tüllerini didik didik ederek, tepelere doğru serpiyordu. Tepelerin ve yol boyundaki bahçelerin ıslak yeşilliklerinde çiyler pırıldaşıyordu. Sığırlar, otomobile, durgun bakışlarla bakıyorlardı. Omuzlarına baltalarını, kazmalarını vurmuş köylüler, sıkı adımlarla yürüyorlardı. Onlara ayak uydurmuş kırmızı peştamallı kadınların arkalarında, dipleri sivri sepetler vardı.
Tek tük köy evlerinin yanındaki küçük mısır bahçelerinde, kadınlar, sabah serinliğinden faydalanarak; çalışıyorlardı. Her taraf yeşildi. Otomobil, sanki yeşil bir denizde kayarak gidiyordu. Sağ taraf orman... Şose, gittikçe yükseliyordu. Bulutların beyaz eli, çamlı tepeleri okşuyordu. Otomobil, sanki bu bulutlara doğru çıkıyordu.
Engin, ikide bir:
-Aman ne güzel yerler! diyordu. Orman mühendisi:
-Bu bir şey değil, dedi, ileride daha güzel yerler göreceksiniz! (Kitaptan)
Sabah erken kalktı. Evinde misafir olduğu kaza kaymakamı, onu, giyinmiş, hazırlanmış buldu:
-Maşallah! Böyle erken erken... Otomobil de hazır. Hemen yola çıkacaksınız. Babanıza telefon ettim. İki büyük ağabey de size otomobilde arkadaşlık edecek.
-Ardahan a mı gidiyorlar?
-Orman mühendisi olan ağabey oraya gidecek.. Öteki de bir maden mühendisi... Yarı yolda inecek.
-- Ne güzel !
--Akşam otelde bir öğretmen, sizi ve vapur yolculuğunuzu anlatmış onlara.
Konuşa konuşa kapıya indiler. Otomobil oradaydı. Arkasına bavullar bağlanmıştı. Kaymakam onlara doğru giderken onlar da kaymakama sokuldular. Selamlaştılar.
-İşte size on yaşındaki arkadaşınız.
Engin'i sağa oturttular. Otomobil yola koyuldu. Arkada kalan denize veda ettiler.
Güzel bir şoseden gidiyorlardı. Yanlar, yeşil ve yüksek tepelerle kaplıydı. Bulutlar, tüllerini didik didik ederek, tepelere doğru serpiyordu. Tepelerin ve yol boyundaki bahçelerin ıslak yeşilliklerinde çiyler pırıldaşıyordu. Sığırlar, otomobile, durgun bakışlarla bakıyorlardı. Omuzlarına baltalarını, kazmalarını vurmuş köylüler, sıkı adımlarla yürüyorlardı. Onlara ayak uydurmuş kırmızı peştamallı kadınların arkalarında, dipleri sivri sepetler vardı.
Tek tük köy evlerinin yanındaki küçük mısır bahçelerinde, kadınlar, sabah serinliğinden faydalanarak; çalışıyorlardı. Her taraf yeşildi. Otomobil, sanki yeşil bir denizde kayarak gidiyordu. Sağ taraf orman... Şose, gittikçe yükseliyordu. Bulutların beyaz eli, çamlı tepeleri okşuyordu. Otomobil, sanki bu bulutlara doğru çıkıyordu.
Engin, ikide bir:
-Aman ne güzel yerler! diyordu. Orman mühendisi:
-Bu bir şey değil, dedi, ileride daha güzel yerler göreceksiniz! (Kitaptan)