#smrgKİTABEVİ Bellek ve Labirent : Burhan Sönmez’de Trajik Görünü ve Yazı -

Editör:
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
Basıldığı Matbaa:
Kayhan Matbaacılık
Dizi Adı:
Schola
ISBN-10:
9,78605E+12
Hazırlayan:
Cilt:
Amerikan Cilt
Stok Kodu:
1199268078
Boyut:
14x22
Sayfa Sayısı:
144
Basım Yeri:
İstanbul
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso Kâğıt
Dili:
Türkçe
Kategori:
indirimli
150,00
Havale/EFT ile: 147,00
1199268078
656253
Bellek ve Labirent : Burhan Sönmez’de Trajik Görünü ve Yazı -
Bellek ve Labirent : Burhan Sönmez’de Trajik Görünü ve Yazı - #smrgKİTABEVİ
150
Bir adam Boğaz Köprüsü'nün korkuluklarından boşluğa bırakır kendini; uyandığında adı, yüzü ve geçmişi silinmiştir. Geriye bir beden kalır, bir de o bedenin çevresinde yeniden kurulmayı bekleyen koca bir dünya. Burhan Sönmez'in anlatısı bu sıfır noktasından başlar. Ahmet Bozkurt'un Bellek ve Labirent'i ise tam orada duran soruyu üstlenir: Geçmişinden koparılan insan, hâlâ kendisi midir?

Bir labirent her şeyden önce bir imajdır; ama imajların en tuhafı çünkü ona bakılmaz, onda yürünür. Daire seyredilir, labirent katedilir ve katetme bir bakış meselesi olmaktan çıkıp bedenin bir duygulanışına dönüşür. Ahmet Bozkurt bu kitapta labirenti mekânsal bir imge olmaktan çıkarıp zamansal bir biçim olarak yeniden düşünüyor. Umberto Eco'nun saydığı geleneksel, modern ve postmodern üç labirent tipine dördüncüsünü ekliyor: Mekânsal bir yapıdan değil; çökmüş bir bellekten doğan, öznenin kendisiyle örtüşen labirent.

Modern dünyada trajik kahraman çıkışı boşuna arar; çünkü aradığı şey bir kapıdan önce yitirilmiş bir zamandır. Zamanın dışına düşen için her yer labirente dönüşür. Bellek ve Labirent belleği bir arşiv gibi düşünmenin konforunu elimizden alıyor. Bellek kaybolduğunda labirent doğar; yazı ise çıkışı göstermek yerine çıkışın imkânsızlığının kaydını tutar. Proust'tan Benjamin'e, Kafka'dan Borges'e, Eco'dan Blanchot'ya, Bergson'dan Sartre ve Derrida'ya uzanan bir güzergâhta firari yazının, trajik görünün, varlık fazlalığının izini süren bu eleştirel yapıt; Burhan Sönmez anlatısının trajik çevrimini, sessizlikte yatan varlık paradoksunu ve çıkışsızlığın bir varoluş kipine dönüşmesini arayüzler aracılığıyla çözümlüyor.

Bir adam Boğaz Köprüsü'nün korkuluklarından boşluğa bırakır kendini; uyandığında adı, yüzü ve geçmişi silinmiştir. Geriye bir beden kalır, bir de o bedenin çevresinde yeniden kurulmayı bekleyen koca bir dünya. Burhan Sönmez'in anlatısı bu sıfır noktasından başlar. Ahmet Bozkurt'un Bellek ve Labirent'i ise tam orada duran soruyu üstlenir: Geçmişinden koparılan insan, hâlâ kendisi midir?

Bir labirent her şeyden önce bir imajdır; ama imajların en tuhafı çünkü ona bakılmaz, onda yürünür. Daire seyredilir, labirent katedilir ve katetme bir bakış meselesi olmaktan çıkıp bedenin bir duygulanışına dönüşür. Ahmet Bozkurt bu kitapta labirenti mekânsal bir imge olmaktan çıkarıp zamansal bir biçim olarak yeniden düşünüyor. Umberto Eco'nun saydığı geleneksel, modern ve postmodern üç labirent tipine dördüncüsünü ekliyor: Mekânsal bir yapıdan değil; çökmüş bir bellekten doğan, öznenin kendisiyle örtüşen labirent.

Modern dünyada trajik kahraman çıkışı boşuna arar; çünkü aradığı şey bir kapıdan önce yitirilmiş bir zamandır. Zamanın dışına düşen için her yer labirente dönüşür. Bellek ve Labirent belleği bir arşiv gibi düşünmenin konforunu elimizden alıyor. Bellek kaybolduğunda labirent doğar; yazı ise çıkışı göstermek yerine çıkışın imkânsızlığının kaydını tutar. Proust'tan Benjamin'e, Kafka'dan Borges'e, Eco'dan Blanchot'ya, Bergson'dan Sartre ve Derrida'ya uzanan bir güzergâhta firari yazının, trajik görünün, varlık fazlalığının izini süren bu eleştirel yapıt; Burhan Sönmez anlatısının trajik çevrimini, sessizlikte yatan varlık paradoksunu ve çıkışsızlığın bir varoluş kipine dönüşmesini arayüzler aracılığıyla çözümlüyor.

Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat