#smrgKİTABEVİ Buğday Ekmeği - 2026
Editör:
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
Basıldığı Matbaa:
Dizi Adı:
ISBN-10:
9786258547122
Hazırlayan:
Cilt:
Amerikan Cilt
Boyut:
14x21
Sayfa Sayısı:
231
Basım Yeri:
İstanbul
Baskı:
2
Basım Tarihi:
2026
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso
Dili:
Türkçe
Kategori:
indirimli
240,50
Havale/EFT ile:
235,69
Siparişiniz 4&6 iş günü arasında kargoda
1199256675
644275
https://www.simurgkitabevi.com/bugday-ekmegi-2026
Buğday Ekmeği - 2026 #smrgKİTABEVİ
240.50
Dile kolay… Sekiz yıl boyunca, kırk hanelik bir köyde üç yüz boğazı doyurmuş, askere azık yetiştirmiş efe kızlardı bunlar.
Türkmen köylülerinin hepsi ağlıyordu. “Ne olursa olsun onun bağrı katıdır, gözünden yaş akmaz,” dedikleri bile ağlıyordu şimdi. Erkekler gördüklerine, kadınlar ve kızlar çektiklerine; herkes, içinden kopup gelenlere, kendine ağlıyordu. Gözlerinden süzülen yaşlar yanaklarına düşüyor, fakat acele etmiyordu; ağır ağır, içte biriken yangını taşır gibi iniyordu. Öyle içten, öyle yanık ağlıyorlardı ki, insanın yüreği dayanmazdı.
Mezarlığa vardıklarında kalabalık bir anda durdu. Rüzgâr sustu, kuşlar sesini kesti. O an Şeker Nene öne çıktı; bastonuna yaslandı, yüzünü toplananlara çevirdi. Sesi yaşlıydı ama sözü dimdikti:
“Asker ağalar… Öldüler, öldüler de dirildiler. Kiminin başı öne eğik geldi, kiminin bedeni eksik. Onlar yokken, bu köye nasıl yettiyseniz, nasıl baktıysanız; bundan sonra da öyle olacak. Erkekleri ezmeyeceksiniz. Evlerinize, yuvanıza, kocalarınıza, çocuklarınıza yine aynı güçle sahip çıkacaksınız. Sizler güçlü kızlarsınız. Onlar yorgun savaşçılar; bezgin, yaralı erkekler. İdare edecek, kollayacak olan sizlersiniz. Çünkü şimdi tek bir davamız var: çoğalmak, tutunmak, yeniden ayağa kalkmak…”
Söz mezarlığın taşlarına çarpıp geri döndü. Herkes sustu. Toprak, söylenenleri içine aldı.
Kocadağ'ın başına karlar mı yağmış
Türkmen köylüleri Pirenni'de esir mi kalmış
Bülbüller figan eylemiş, duguklar ağlamış
Gençler on dördünde yuvadan mı ayrılmış
Ötme duguk, ötme… geri dönme vaktidir
Şimdi evlerde gidenleri bekleme vaktidir
Gözler kapıda, kulak seste; anaların yüreği yasta
Kızların gönülleri isyanda, yaralı ve hasta
Ötme duguk, ötme…
Türkmen köylülerinin hepsi ağlıyordu. “Ne olursa olsun onun bağrı katıdır, gözünden yaş akmaz,” dedikleri bile ağlıyordu şimdi. Erkekler gördüklerine, kadınlar ve kızlar çektiklerine; herkes, içinden kopup gelenlere, kendine ağlıyordu. Gözlerinden süzülen yaşlar yanaklarına düşüyor, fakat acele etmiyordu; ağır ağır, içte biriken yangını taşır gibi iniyordu. Öyle içten, öyle yanık ağlıyorlardı ki, insanın yüreği dayanmazdı.
Mezarlığa vardıklarında kalabalık bir anda durdu. Rüzgâr sustu, kuşlar sesini kesti. O an Şeker Nene öne çıktı; bastonuna yaslandı, yüzünü toplananlara çevirdi. Sesi yaşlıydı ama sözü dimdikti:
“Asker ağalar… Öldüler, öldüler de dirildiler. Kiminin başı öne eğik geldi, kiminin bedeni eksik. Onlar yokken, bu köye nasıl yettiyseniz, nasıl baktıysanız; bundan sonra da öyle olacak. Erkekleri ezmeyeceksiniz. Evlerinize, yuvanıza, kocalarınıza, çocuklarınıza yine aynı güçle sahip çıkacaksınız. Sizler güçlü kızlarsınız. Onlar yorgun savaşçılar; bezgin, yaralı erkekler. İdare edecek, kollayacak olan sizlersiniz. Çünkü şimdi tek bir davamız var: çoğalmak, tutunmak, yeniden ayağa kalkmak…”
Söz mezarlığın taşlarına çarpıp geri döndü. Herkes sustu. Toprak, söylenenleri içine aldı.
Kocadağ'ın başına karlar mı yağmış
Türkmen köylüleri Pirenni'de esir mi kalmış
Bülbüller figan eylemiş, duguklar ağlamış
Gençler on dördünde yuvadan mı ayrılmış
Ötme duguk, ötme… geri dönme vaktidir
Şimdi evlerde gidenleri bekleme vaktidir
Gözler kapıda, kulak seste; anaların yüreği yasta
Kızların gönülleri isyanda, yaralı ve hasta
Ötme duguk, ötme…
Dile kolay… Sekiz yıl boyunca, kırk hanelik bir köyde üç yüz boğazı doyurmuş, askere azık yetiştirmiş efe kızlardı bunlar.
Türkmen köylülerinin hepsi ağlıyordu. “Ne olursa olsun onun bağrı katıdır, gözünden yaş akmaz,” dedikleri bile ağlıyordu şimdi. Erkekler gördüklerine, kadınlar ve kızlar çektiklerine; herkes, içinden kopup gelenlere, kendine ağlıyordu. Gözlerinden süzülen yaşlar yanaklarına düşüyor, fakat acele etmiyordu; ağır ağır, içte biriken yangını taşır gibi iniyordu. Öyle içten, öyle yanık ağlıyorlardı ki, insanın yüreği dayanmazdı.
Mezarlığa vardıklarında kalabalık bir anda durdu. Rüzgâr sustu, kuşlar sesini kesti. O an Şeker Nene öne çıktı; bastonuna yaslandı, yüzünü toplananlara çevirdi. Sesi yaşlıydı ama sözü dimdikti:
“Asker ağalar… Öldüler, öldüler de dirildiler. Kiminin başı öne eğik geldi, kiminin bedeni eksik. Onlar yokken, bu köye nasıl yettiyseniz, nasıl baktıysanız; bundan sonra da öyle olacak. Erkekleri ezmeyeceksiniz. Evlerinize, yuvanıza, kocalarınıza, çocuklarınıza yine aynı güçle sahip çıkacaksınız. Sizler güçlü kızlarsınız. Onlar yorgun savaşçılar; bezgin, yaralı erkekler. İdare edecek, kollayacak olan sizlersiniz. Çünkü şimdi tek bir davamız var: çoğalmak, tutunmak, yeniden ayağa kalkmak…”
Söz mezarlığın taşlarına çarpıp geri döndü. Herkes sustu. Toprak, söylenenleri içine aldı.
Kocadağ'ın başına karlar mı yağmış
Türkmen köylüleri Pirenni'de esir mi kalmış
Bülbüller figan eylemiş, duguklar ağlamış
Gençler on dördünde yuvadan mı ayrılmış
Ötme duguk, ötme… geri dönme vaktidir
Şimdi evlerde gidenleri bekleme vaktidir
Gözler kapıda, kulak seste; anaların yüreği yasta
Kızların gönülleri isyanda, yaralı ve hasta
Ötme duguk, ötme…
Türkmen köylülerinin hepsi ağlıyordu. “Ne olursa olsun onun bağrı katıdır, gözünden yaş akmaz,” dedikleri bile ağlıyordu şimdi. Erkekler gördüklerine, kadınlar ve kızlar çektiklerine; herkes, içinden kopup gelenlere, kendine ağlıyordu. Gözlerinden süzülen yaşlar yanaklarına düşüyor, fakat acele etmiyordu; ağır ağır, içte biriken yangını taşır gibi iniyordu. Öyle içten, öyle yanık ağlıyorlardı ki, insanın yüreği dayanmazdı.
Mezarlığa vardıklarında kalabalık bir anda durdu. Rüzgâr sustu, kuşlar sesini kesti. O an Şeker Nene öne çıktı; bastonuna yaslandı, yüzünü toplananlara çevirdi. Sesi yaşlıydı ama sözü dimdikti:
“Asker ağalar… Öldüler, öldüler de dirildiler. Kiminin başı öne eğik geldi, kiminin bedeni eksik. Onlar yokken, bu köye nasıl yettiyseniz, nasıl baktıysanız; bundan sonra da öyle olacak. Erkekleri ezmeyeceksiniz. Evlerinize, yuvanıza, kocalarınıza, çocuklarınıza yine aynı güçle sahip çıkacaksınız. Sizler güçlü kızlarsınız. Onlar yorgun savaşçılar; bezgin, yaralı erkekler. İdare edecek, kollayacak olan sizlersiniz. Çünkü şimdi tek bir davamız var: çoğalmak, tutunmak, yeniden ayağa kalkmak…”
Söz mezarlığın taşlarına çarpıp geri döndü. Herkes sustu. Toprak, söylenenleri içine aldı.
Kocadağ'ın başına karlar mı yağmış
Türkmen köylüleri Pirenni'de esir mi kalmış
Bülbüller figan eylemiş, duguklar ağlamış
Gençler on dördünde yuvadan mı ayrılmış
Ötme duguk, ötme… geri dönme vaktidir
Şimdi evlerde gidenleri bekleme vaktidir
Gözler kapıda, kulak seste; anaların yüreği yasta
Kızların gönülleri isyanda, yaralı ve hasta
Ötme duguk, ötme…
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.