#smrgKİTABEVİ Doyumsuzluk -
Editör:
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
Basıldığı Matbaa:
Hazırlayan:
Cilt:
Amerikan Cilt
Ciltçi:
Boyut:
13x19
Sayfa Sayısı:
572
Basım Yeri:
İstanbul
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026
Çeviren:
Nadiya Tankut
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso Kâğıt
Dili:
Türkçe
Kategori:
indirimli
560,00
Havale/EFT ile:
548,80
1199267523
655697
https://www.simurgkitabevi.com/doyumsuzluk
Doyumsuzluk - #smrgKİTABEVİ
560
Orwell'i önceleyen, Huxley'i gölgede bırakan bir kehanet: Tanrının ve sanatın öldüğü bir çağda, hiçliğe duyulan o korkunç açlığın, ruhu uyuşturanların karanlık distopyası... Doyumsuzluk! Yirminci yüzyılın en büyük ve en lanetli dehalarından biri olan Stanislaw Ignacy Witkiewicz, namıdiğer Witkacy; edebiyat tarihinin eşine az rastlanır felsefi ve estetik zirvelerinden birini “Doyumsuzluk” ile inşa ediyor. Totaliter rejimlerin, makineleşen kitlelerin ve ruhsuzlaşan modern dünyanın yaklaşan ayak seslerini Huxley ve Orwell'den çok önce duyan bu başyapıt, yalnızca fütüristik bir distopya değil; sıradanlığa, popülist yığınlara ve ucuzlatılmış kültüre karşı dimdik duran tavizsiz bir yüksek sanat duruşudur. Witkacy, Asya bozkırlarından kopup gelen ve bireyselliği ezip geçerek insanlığı devasa, mekanik bir karınca yuvasına çevirmeyi vaat eden işgalin karşısına, çürüyen Avrupa'nın o derin metafizik boşluğunu yerleştirir. Bu roman, dışarıdan gelen bir güce yenilenlerin değil, o meşhur Murti Bing haplarını yutarak varoluşsal sancılarından, ideallerinden ve bizzat kendi benliğinden gönüllü olarak vazgeçen uyuşmuş bir medeniyetin, yani aslında tam da bugünün trajik aynasıdır. Yazarın kendi geliştirdiği “Saf Form” kuramının edebiyattaki en kusursuz yansıması olan bu metin, gerçeğin uysal bir taklidi olmayı reddederek okurunu doğrudan varoluşun o ezici tuhaflığıyla yüzleştirir. Asimetrik kurgusu, grotesk karakterleri, sınırları zorlayan felsefi hezeyanları ve dili eğip büken o dâhiyane üslubuyla “Doyumsuzluk”; edebiyatı rahatlatıcı bir teselli aracı olmaktan çıkarıp acımasız bir metafizik şoka dönüştürür. Uçuruma düşmekte olan bir çağın o son, hastalıklı ve histerik zevklerini, cinayetlerini, sapkınlıklarını ve sahte kahramanlık illüzyonlarını resmederken okuru yüksek sanatın o tekinsiz atmosferinde çırılçıplak bırakır. Kendi kıyametine şarkılar söyleyerek yürüyen modern insanın bu karanlık destanı, edebiyatta sınır tanımayan, sarsıcı ve büyüleyici bir güç arayanlar için yazılmış eşsiz bir başkaldırıdır.
Orwell'i önceleyen, Huxley'i gölgede bırakan bir kehanet: Tanrının ve sanatın öldüğü bir çağda, hiçliğe duyulan o korkunç açlığın, ruhu uyuşturanların karanlık distopyası... Doyumsuzluk! Yirminci yüzyılın en büyük ve en lanetli dehalarından biri olan Stanislaw Ignacy Witkiewicz, namıdiğer Witkacy; edebiyat tarihinin eşine az rastlanır felsefi ve estetik zirvelerinden birini “Doyumsuzluk” ile inşa ediyor. Totaliter rejimlerin, makineleşen kitlelerin ve ruhsuzlaşan modern dünyanın yaklaşan ayak seslerini Huxley ve Orwell'den çok önce duyan bu başyapıt, yalnızca fütüristik bir distopya değil; sıradanlığa, popülist yığınlara ve ucuzlatılmış kültüre karşı dimdik duran tavizsiz bir yüksek sanat duruşudur. Witkacy, Asya bozkırlarından kopup gelen ve bireyselliği ezip geçerek insanlığı devasa, mekanik bir karınca yuvasına çevirmeyi vaat eden işgalin karşısına, çürüyen Avrupa'nın o derin metafizik boşluğunu yerleştirir. Bu roman, dışarıdan gelen bir güce yenilenlerin değil, o meşhur Murti Bing haplarını yutarak varoluşsal sancılarından, ideallerinden ve bizzat kendi benliğinden gönüllü olarak vazgeçen uyuşmuş bir medeniyetin, yani aslında tam da bugünün trajik aynasıdır. Yazarın kendi geliştirdiği “Saf Form” kuramının edebiyattaki en kusursuz yansıması olan bu metin, gerçeğin uysal bir taklidi olmayı reddederek okurunu doğrudan varoluşun o ezici tuhaflığıyla yüzleştirir. Asimetrik kurgusu, grotesk karakterleri, sınırları zorlayan felsefi hezeyanları ve dili eğip büken o dâhiyane üslubuyla “Doyumsuzluk”; edebiyatı rahatlatıcı bir teselli aracı olmaktan çıkarıp acımasız bir metafizik şoka dönüştürür. Uçuruma düşmekte olan bir çağın o son, hastalıklı ve histerik zevklerini, cinayetlerini, sapkınlıklarını ve sahte kahramanlık illüzyonlarını resmederken okuru yüksek sanatın o tekinsiz atmosferinde çırılçıplak bırakır. Kendi kıyametine şarkılar söyleyerek yürüyen modern insanın bu karanlık destanı, edebiyatta sınır tanımayan, sarsıcı ve büyüleyici bir güç arayanlar için yazılmış eşsiz bir başkaldırıdır.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.