#smrgKİTABEVİ Maesta Krallığı -
Pazarlar, dürüstlüğün çoktan terk ettiği birer savaş alanına dönüşmüştü. Hilekar tüccarlar, ellerindeki terazileri öyle ayarlamışlardı ki yoksul bir köylünün alnının teri, tüccarın bir el hareketiyle değersizleşiyordu. Temel gıda maddeleri, bir gün içinde iki katına çıkarılabiliyordu. Stokçular, halkın aç kalması pahasına depolara yığdıkları tahılların çürümesini bile bir kazanç stratejisi olarak görebiliyordu. Gıda fiyatları, zenginlerin sofrasındaki şarabın fiyatına göre ayarlanıyordu. Açlık, onu hissetmekten tümüyle uzaklaşan tüccarlar tarafından bir kâr konusu olarak görülüyor, yoksul halk bir sayıdan ibaret sayılıyordu.
Adalet ise yıkılmaya başlayan bir yapının son enkazıydı. Mahkeme salonları, rüşvetin ve iltimasın kokusuyla ağırlaşmıştı. Adalet terazisi, sadece altının ağır bastığı yöne eğiliyordu. Bir yoksul bir saray soylusunun kapısını çaldığında cezalandırılırken, aynı soylu, bir köylünün tüm yaşamını elinden aldığında yasaların koruması altındaydı. Devlet memurları, görevlerini bir hizmetten çok bir yağma alanı olarak görüyor, kapıdan giren her dertli vatandaşın cebini, hizmet bedeli adı altında boşaltmaktan asla çekinmiyordu.
Pazarlar, dürüstlüğün çoktan terk ettiği birer savaş alanına dönüşmüştü. Hilekar tüccarlar, ellerindeki terazileri öyle ayarlamışlardı ki yoksul bir köylünün alnının teri, tüccarın bir el hareketiyle değersizleşiyordu. Temel gıda maddeleri, bir gün içinde iki katına çıkarılabiliyordu. Stokçular, halkın aç kalması pahasına depolara yığdıkları tahılların çürümesini bile bir kazanç stratejisi olarak görebiliyordu. Gıda fiyatları, zenginlerin sofrasındaki şarabın fiyatına göre ayarlanıyordu. Açlık, onu hissetmekten tümüyle uzaklaşan tüccarlar tarafından bir kâr konusu olarak görülüyor, yoksul halk bir sayıdan ibaret sayılıyordu.
Adalet ise yıkılmaya başlayan bir yapının son enkazıydı. Mahkeme salonları, rüşvetin ve iltimasın kokusuyla ağırlaşmıştı. Adalet terazisi, sadece altının ağır bastığı yöne eğiliyordu. Bir yoksul bir saray soylusunun kapısını çaldığında cezalandırılırken, aynı soylu, bir köylünün tüm yaşamını elinden aldığında yasaların koruması altındaydı. Devlet memurları, görevlerini bir hizmetten çok bir yağma alanı olarak görüyor, kapıdan giren her dertli vatandaşın cebini, hizmet bedeli adı altında boşaltmaktan asla çekinmiyordu.