Arama için en az 3 karakter girmelisiniz.
#smrgKİTABEVİ 21. Yüzyıl Sosyolojisi: Dijitalleşme, İklim Krizi ve Yeni Toplum Hayali -
Editör:
Müjdat Avcı
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
Hazırlayan:
Cilt:
Amerikan Cilt
Boyut:
16x24
Sayfa Sayısı:
670
Basım Yeri:
Konya
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso Kâğıt
Dili:
Türkçe
Kategori:
indirimli
855,00
Havale/EFT ile:
837,90
1199267515
655689
https://www.simurgkitabevi.com/21-yuzyil-sosyolojisi-dijitallesme-iklim-krizi-ve-yeni-toplum-hayali
21. Yüzyıl Sosyolojisi: Dijitalleşme, İklim Krizi ve Yeni Toplum Hayali - #smrgKİTABEVİ
855
Bir toplumu anlamak, o toplumun neyi sorun ettiğini anlamaktan geçer. 21. yüzyılın insanı için bu sorunlar artık ekranların ardında kurulan bir hayatla, ısınan ve tükenen bir gezegenin gerçekliği arasında sıkışmış durumda. Bu kitap işte bu sıkışmışlığı görmezden gelmeden, sosyolojinin bugüne dair ne söyleyebileceğini yeniden düşünme çabasından doğdu. Dijitalleşme, hayatımıza sadece yeni araçlar getirmedi; kim olduğumuzu, kime ait hissettiğimizi, birbirimizle nasıl bağ kurduğumuzu da değiştirdi. Aynı ekranlar üzerinden hem yeni topluluklara dâhil oluyor hem de daha önce bilmediğimiz biçimlerde gözetleniyor, sınıflandırılıyor, bazen de dışlanıyoruz. Bu kitap, dijitalleşmenin bu çift yönlü karakterini -özgürleştirici ve kısıtlayıcı yanlarını bir arada- görmeye çalışıyor. Aynı zamanda, bu değişimin herkes için aynı hızda ve aynı biçimde yaşanmadığını, dijital dünyanın da kendi eşitsizliklerini ürettiğini hatırlatıyor. Bu dönüşümün belki de en sessiz, en az konuşulan yüzü; yalnızlık. Hiç bu kadar bağlantılı olmadığımız bir çağda, kendimizi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştik. Kitap bu paradoksu yalnızca bir bireysel deneyim olarak değil, toplumsal bir olgu olarak ele alıyor; pandemi sonrasında iyice görünür hâle gelen bu yalnızlığın, dijital dostlukların ve yapay zekâ ile kurulan yeni duygusal bağların, insanın bağlanma ihtiyacını nasıl farklı biçimlerde karşıladığını -ya da karşılayamadığını- soruyor. Göç, diaspora, kimlik ve aidiyet artık yalnızca fiziksel sınırların değil; dijital ağların da şekillendirdiği konular. İklim adaletsizliği ve gıda güvencesi meselesi, kitapta soyut bir arka plan değil; olguya dikkat çeken bir husus olarak ele alınırken insan-doğa ilişkisini yeniden düşünme çağrısı da kitabın önemli bir ekseni olarak öne çıkıyor. Yapay zekânın emeği, eğitimi ve toplumsal yaşamı nasıl dönüştürdüğü sorusu da kitabın geleceğe dönük yüzünü oluşturuyor. Dolayısıyla, tüm bu tartışmaları tek bir çatı altında tutabilmek için, sosyolojiyi, psikoloji, antropoloji ve ekolojiyle konuşturan disiplinler arası bir bakışa; risk ve kırılganlık üzerine kurulu yeni kavramsal çerçevelere de yer veriyor.
Bir toplumu anlamak, o toplumun neyi sorun ettiğini anlamaktan geçer. 21. yüzyılın insanı için bu sorunlar artık ekranların ardında kurulan bir hayatla, ısınan ve tükenen bir gezegenin gerçekliği arasında sıkışmış durumda. Bu kitap işte bu sıkışmışlığı görmezden gelmeden, sosyolojinin bugüne dair ne söyleyebileceğini yeniden düşünme çabasından doğdu. Dijitalleşme, hayatımıza sadece yeni araçlar getirmedi; kim olduğumuzu, kime ait hissettiğimizi, birbirimizle nasıl bağ kurduğumuzu da değiştirdi. Aynı ekranlar üzerinden hem yeni topluluklara dâhil oluyor hem de daha önce bilmediğimiz biçimlerde gözetleniyor, sınıflandırılıyor, bazen de dışlanıyoruz. Bu kitap, dijitalleşmenin bu çift yönlü karakterini -özgürleştirici ve kısıtlayıcı yanlarını bir arada- görmeye çalışıyor. Aynı zamanda, bu değişimin herkes için aynı hızda ve aynı biçimde yaşanmadığını, dijital dünyanın da kendi eşitsizliklerini ürettiğini hatırlatıyor. Bu dönüşümün belki de en sessiz, en az konuşulan yüzü; yalnızlık. Hiç bu kadar bağlantılı olmadığımız bir çağda, kendimizi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştik. Kitap bu paradoksu yalnızca bir bireysel deneyim olarak değil, toplumsal bir olgu olarak ele alıyor; pandemi sonrasında iyice görünür hâle gelen bu yalnızlığın, dijital dostlukların ve yapay zekâ ile kurulan yeni duygusal bağların, insanın bağlanma ihtiyacını nasıl farklı biçimlerde karşıladığını -ya da karşılayamadığını- soruyor. Göç, diaspora, kimlik ve aidiyet artık yalnızca fiziksel sınırların değil; dijital ağların da şekillendirdiği konular. İklim adaletsizliği ve gıda güvencesi meselesi, kitapta soyut bir arka plan değil; olguya dikkat çeken bir husus olarak ele alınırken insan-doğa ilişkisini yeniden düşünme çağrısı da kitabın önemli bir ekseni olarak öne çıkıyor. Yapay zekânın emeği, eğitimi ve toplumsal yaşamı nasıl dönüştürdüğü sorusu da kitabın geleceğe dönük yüzünü oluşturuyor. Dolayısıyla, tüm bu tartışmaları tek bir çatı altında tutabilmek için, sosyolojiyi, psikoloji, antropoloji ve ekolojiyle konuşturan disiplinler arası bir bakışa; risk ve kırılganlık üzerine kurulu yeni kavramsal çerçevelere de yer veriyor.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.