#smrgKİTABEVİ Ayna = Heli: Kürt Meselesi Kimlik İnkarı Devlet Zihniyeti ve Yurttaşlık Krizi - 2026
Ahmet Şık, gündelik siyasetin gölgesinde unutulan bu hakikate ışık tutuyor; yaranın izini Osmanlı'dan bugüne, isyanlardan darbelere, Susurluk'tan İmralı'ya sürüyor. Yeni kitabı Ayna/Hêlî'de, bir asrı aşkındır sürdürülen acımasız döngünün tarihini mercek altına alıyor; sırlarla dolu, üzeri kan ve yalanla kaplanmış bu puslu aynayı yeniden hakikate çeviriyor. Ayna, Kürt meselesinin hamasetin alanından çıkarılıp toplumun önüne konduğu, meselenin her bir tarafının kendi yansımasıyla yüzleştirildiği 608 sayfalık bir hesaplaşma için tutuluyor.
Hakikatin yerini propagandanın, adaletin yerini ise güçlünün yasasının aldığı günümüzde, Şık, siyasetin ikiyüzlülüğünden toplumun suç ortaklığına kadar her şeyi masaya yatırıyor. Yurttaşları birbirine düşman eden kirli sırları ortadan kaldırmadan, eşit yurttaşlığa dayalı bir geleceğin kurulamayacağını kanıtlıyor.
Devasa kavramların ardına saklanılarak yürütülen her savaşta olduğu gibi faturayı yoksul halkların ödediği bu döngüden çıkmak için, geçmişi okumakla yetinmeyip geleceği kurmak isteyenlere, barışın bir talep değil, büyük bir cesaret işi olduğunu hatırlatıyor. Aynaya bakmaya cesaret edemeyen bir toplumun, geleceğini inşa etme şansı olmadığını, hakikati deşifre ederek gösteriyor.
Ahmet Şık, gündelik siyasetin gölgesinde unutulan bu hakikate ışık tutuyor; yaranın izini Osmanlı'dan bugüne, isyanlardan darbelere, Susurluk'tan İmralı'ya sürüyor. Yeni kitabı Ayna/Hêlî'de, bir asrı aşkındır sürdürülen acımasız döngünün tarihini mercek altına alıyor; sırlarla dolu, üzeri kan ve yalanla kaplanmış bu puslu aynayı yeniden hakikate çeviriyor. Ayna, Kürt meselesinin hamasetin alanından çıkarılıp toplumun önüne konduğu, meselenin her bir tarafının kendi yansımasıyla yüzleştirildiği 608 sayfalık bir hesaplaşma için tutuluyor.
Hakikatin yerini propagandanın, adaletin yerini ise güçlünün yasasının aldığı günümüzde, Şık, siyasetin ikiyüzlülüğünden toplumun suç ortaklığına kadar her şeyi masaya yatırıyor. Yurttaşları birbirine düşman eden kirli sırları ortadan kaldırmadan, eşit yurttaşlığa dayalı bir geleceğin kurulamayacağını kanıtlıyor.
Devasa kavramların ardına saklanılarak yürütülen her savaşta olduğu gibi faturayı yoksul halkların ödediği bu döngüden çıkmak için, geçmişi okumakla yetinmeyip geleceği kurmak isteyenlere, barışın bir talep değil, büyük bir cesaret işi olduğunu hatırlatıyor. Aynaya bakmaya cesaret edemeyen bir toplumun, geleceğini inşa etme şansı olmadığını, hakikati deşifre ederek gösteriyor.