#smrgKİTABEVİ Ayrılış(lar) - 2026
Bu otobiyografik anlatının tam ortasında, Oxford'da okuduğu okul yıllarından tanımış olduğu arkadaşları Stephen ile Jean'in hikâyelerini, ortasında koskoca bir ‘delik' olan bu kırk yıllık hikâyeyi de öykülüyor. Hem bir anlatıcı-tanık, ama aynı zamanda da onların yaşamlarına derinden yön vermiş ve bunun vicdani sorumluluğunu taşımak zorunda kalmış bir kişi olarak. Seni Sevmiyorum ve Aşk vesaire başlıklı romanlarından üslup esintileri de taşıyan bu ilginç hikâyenin Ayrılış(lar)'ın metinsel bütünlüğü içinde bir köprü işlevi gördüğünü gözlemliyoruz.
Deneme, hikâye, günce, anı gibi doğrudan yazınsal formların yanı sıra arka arkaya sıraladığı sayısız anekdot, sosyolojik gözlem ve tıp alanına giren saptamalarla örülmüş bir metin olan Ayrılış(lar) Marcel Proust'un ünlü madeleine keki'nden hareketle İDOA'ların, yani ‘İstençdışı Otobiyografik Anılar'ın iç yüzünü laf arasında bir Proustçu olmadığını ileri sürerek keşfe çıkarken hem bu karmaşık kavramı enine boyuna sorguluyor, hem de onun örneği olabilecek çok sayıda vakanın geçerlilik koşullarını irdeliyor.
Dönüşü olmayan bir yola çıkışın [Departure(s)] iki farklı düzlemde hikâyesi ve Julian Barnes'ın ‘kuğu şarkısı' olan Ayrılış(lar), yazarının ‘işini yapan evren' diye nitelediği, bazılarımızın Baudelaire'in ‘acı bilgi'sinden hatırladığımız o iç yakıcı sırrı okurlarıyla paylaşırken bizlere hem hüzün verici hem düşündürücü ama bir o kadar da eğlenceli bir son kitap sunmaktan geri kalmıyor.
Bu otobiyografik anlatının tam ortasında, Oxford'da okuduğu okul yıllarından tanımış olduğu arkadaşları Stephen ile Jean'in hikâyelerini, ortasında koskoca bir ‘delik' olan bu kırk yıllık hikâyeyi de öykülüyor. Hem bir anlatıcı-tanık, ama aynı zamanda da onların yaşamlarına derinden yön vermiş ve bunun vicdani sorumluluğunu taşımak zorunda kalmış bir kişi olarak. Seni Sevmiyorum ve Aşk vesaire başlıklı romanlarından üslup esintileri de taşıyan bu ilginç hikâyenin Ayrılış(lar)'ın metinsel bütünlüğü içinde bir köprü işlevi gördüğünü gözlemliyoruz.
Deneme, hikâye, günce, anı gibi doğrudan yazınsal formların yanı sıra arka arkaya sıraladığı sayısız anekdot, sosyolojik gözlem ve tıp alanına giren saptamalarla örülmüş bir metin olan Ayrılış(lar) Marcel Proust'un ünlü madeleine keki'nden hareketle İDOA'ların, yani ‘İstençdışı Otobiyografik Anılar'ın iç yüzünü laf arasında bir Proustçu olmadığını ileri sürerek keşfe çıkarken hem bu karmaşık kavramı enine boyuna sorguluyor, hem de onun örneği olabilecek çok sayıda vakanın geçerlilik koşullarını irdeliyor.
Dönüşü olmayan bir yola çıkışın [Departure(s)] iki farklı düzlemde hikâyesi ve Julian Barnes'ın ‘kuğu şarkısı' olan Ayrılış(lar), yazarının ‘işini yapan evren' diye nitelediği, bazılarımızın Baudelaire'in ‘acı bilgi'sinden hatırladığımız o iç yakıcı sırrı okurlarıyla paylaşırken bizlere hem hüzün verici hem düşündürücü ama bir o kadar da eğlenceli bir son kitap sunmaktan geri kalmıyor.