#smrgKİTABEVİ Boşluğun Çağrısı -

Editör:
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
Basıldığı Matbaa:
ISBN-10:
9786052657348
Hazırlayan:
Cilt:
Amerikan Cilt
Stok Kodu:
1199262535
Boyut:
14x21
Sayfa Sayısı:
216
Basım Yeri:
İstanbul
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso
Dili:
Türkçe
Kategori:
indirimli
203,00
Havale/EFT ile: 198,94
Siparişiniz 4&6 iş günü arasında kargoda
1199262535
650167
Boşluğun Çağrısı -
Boşluğun Çağrısı - #smrgKİTABEVİ
203
Sessizlikle büyüyen bir şeyler kök salıyordu ruhunda. Adını koyamadığı, anlamlandıramadığı ama bir şekilde ortaya çıkmasına izin vermek zorunda olduğunu içten içe bildiği bir şeyler...

Mete, her sabah yıkımı hayal ederek uyanıyor. Elli metrekarelik derme çatma dairesinde İstanbul'u lanetliyor. Geceleri şehrin gri duvarlarını resimlerle süslüyor, gündüzleri ise sistemin labirentlerinde motor sürüyor. Her an infilak etmeye hazır, dizginsiz bir öfkeyle dolu. Derken bir gün boşluğun çağrısına kulak veriyor ve hiçliği kurtuluş olarak gören bir tarikatın içinde alıyor soluğu. Bu tarikatın amacı ne devrim ne de bir kurtuluş; sadece hayatın reddi. Belki şehrin altında büyüyen bir çürüme, belki uzun süredir bilinen ama kimsenin adını koymak istemediği bir gerçek… İçeri girenler kimliklerini dışarıda bırakıyor; çünkü burada isim bir etiket, geçmiş bir zincir, gelecekse bir yanılsamadan ibaret. Geriye tek bir şey kalıyor: Boşluk. Ve o boşluk, tuhaf bir biçimde, her şeyden daha gerçek hissettiriyor.

İstanbul'un sağır sokaklarında, betonun ve asfaltın arasında sıkışıp kalmış hayatların hikâyesi bu. Bir şehrin değil, bir ruhun haritası. Provokatif, acımasız ve şairane. Gökhan Gençay, kelimelerin sustuğu, gölgelerin aslına rücu ettiği; öfkenin yıkıma, yıkımın inanca ve inancın da hiçliğe döküldüğü bir uçuruma sürüklüyor bizi. Boşluğun Çağrısı, alışılagelmiş bir anlatı değil; bir vazgeçişin, bir çözülmenin ve en nihayetinde hiçliğe kucak açışın transgresif bir manifestosu.

Okumadan önce unut. Unuttuktan sonra oku.
Sessizlikle büyüyen bir şeyler kök salıyordu ruhunda. Adını koyamadığı, anlamlandıramadığı ama bir şekilde ortaya çıkmasına izin vermek zorunda olduğunu içten içe bildiği bir şeyler...

Mete, her sabah yıkımı hayal ederek uyanıyor. Elli metrekarelik derme çatma dairesinde İstanbul'u lanetliyor. Geceleri şehrin gri duvarlarını resimlerle süslüyor, gündüzleri ise sistemin labirentlerinde motor sürüyor. Her an infilak etmeye hazır, dizginsiz bir öfkeyle dolu. Derken bir gün boşluğun çağrısına kulak veriyor ve hiçliği kurtuluş olarak gören bir tarikatın içinde alıyor soluğu. Bu tarikatın amacı ne devrim ne de bir kurtuluş; sadece hayatın reddi. Belki şehrin altında büyüyen bir çürüme, belki uzun süredir bilinen ama kimsenin adını koymak istemediği bir gerçek… İçeri girenler kimliklerini dışarıda bırakıyor; çünkü burada isim bir etiket, geçmiş bir zincir, gelecekse bir yanılsamadan ibaret. Geriye tek bir şey kalıyor: Boşluk. Ve o boşluk, tuhaf bir biçimde, her şeyden daha gerçek hissettiriyor.

İstanbul'un sağır sokaklarında, betonun ve asfaltın arasında sıkışıp kalmış hayatların hikâyesi bu. Bir şehrin değil, bir ruhun haritası. Provokatif, acımasız ve şairane. Gökhan Gençay, kelimelerin sustuğu, gölgelerin aslına rücu ettiği; öfkenin yıkıma, yıkımın inanca ve inancın da hiçliğe döküldüğü bir uçuruma sürüklüyor bizi. Boşluğun Çağrısı, alışılagelmiş bir anlatı değil; bir vazgeçişin, bir çözülmenin ve en nihayetinde hiçliğe kucak açışın transgresif bir manifestosu.

Okumadan önce unut. Unuttuktan sonra oku.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat