#smrgKİTABEVİ Hanefi Usûlünde Bir Hadis Kabul Kriteri: Umûmü’l-Belvâ -Teori ve Uygulama- -
Editör:
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
Basıldığı Matbaa:
Dizi Adı:
İslam Hukuku
Hazırlayan:
Cilt:
Amerikan Cilt
Ciltçi:
Boyut:
14x21
Sayfa Sayısı:
258
Basım Yeri:
Ankara
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso Kâğıt
Dili:
Türkçe
indirimli
217,60
Havale/EFT ile:
213,25
Siparişiniz 4&6 iş günü arasında kargoda
1199267847
656023
https://www.simurgkitabevi.com/hanefi-usulunde-bir-hadis-kabul-kriteri-umumu-l-belva-teori-ve-uygulama
Hanefi Usûlünde Bir Hadis Kabul Kriteri: Umûmü’l-Belvâ -Teori ve Uygulama- - #smrgKİTABEVİ
217.6
İslam hukuk metodolojisinde haber-i vahidin kabul şartları mezhepler arasında temel metodolojik farklılıklar barındırmaktadır. Bu farklılıkların en belirgini, Hanefilerin haber-i vahidin kabulünde aradığı «manevi inkıtadan uzak olma» şartıdır. Manevi inkıtanın önemli bir unsurunu teşkil eden umûmü'l-belvâ, toplumun genelini ilgilendiren veya çok sayıda kişinin önünde vuku bulması hasebiyle bilinmemesi âdeten mümkün olmayan durumları ifade eder. Hanefilere göre bu tür meselelerde meşhur veya düzeyine çıkmamış rivayetlerle (haber-i vâhid) hüküm tesis edilemez. Bu ilke, Ehl-i Hadis eksenindeki Şâfiî ve Hanbelî ulema tarafından Hanefilerin sünneti terk ettiği gerekçesiyle sert eleştirilere maruz kalmıştır.Yapılan araştırma, umûmü'l-belvâ ilkesinin kavramlaşmadan önce dahi Ebû Hanîfe ve İbrâhim en-Nehaî gibi erken dönem otoritelerce uygulandığını göstermektedir. İlkeyi usul ve füru bağlamında en yoğun işleten fakih, Cessâs olmuş, onu Serahsî ve Kudûrî izlemiştir; müteahhir dönemde ise bu ilkeye müracaat azalmıştır. Haber-i vâhid bağlamında umûmü'l-belvâ ilkesinin ileri sürüldüğü tespit edilen yirmi altı (26) fıkhî meselenin tahlili neticesinde Hanefilerin en fazla Mâlikîler ile ortak hükme ulaştığı belirlenmiştir; bu durum Mâlikîlerin “amel-i ehl-i Medîne” kriteriyle örtüşmektedir. Araştırmanın bir diğer önemli bulgusu, Hanefilerin söz konusu hadisleri delillikten düşürürken tek başına umûmü'l-belvâ ilkesine dayanmadığıdır. İncelenen rivayetlerin büyük kısmı (on yedi adedi) aynı zamanda sened zaafı, Kur'an'a/meşhur sünnete muhalefet, kıyasa aykırılık veya nesh gerekçeleriyle amel dışı bırakılmıştır. Yalnızca rükûda ellerin kaldırılması ve vasiyet hükümleriyle ilgili iki hadisin münhasıran bu ilke sebebiyle reddedildiği söylenebilir. Diğer mezheplerin Hanefilerin amel etmediği bu hadislerin meşhur veya mütevatir olduğunu kanıtlama çabası, ilkenin doğurduğu metodolojik etkinin boyutunu kanıtlamaktadır.
İslam hukuk metodolojisinde haber-i vahidin kabul şartları mezhepler arasında temel metodolojik farklılıklar barındırmaktadır. Bu farklılıkların en belirgini, Hanefilerin haber-i vahidin kabulünde aradığı «manevi inkıtadan uzak olma» şartıdır. Manevi inkıtanın önemli bir unsurunu teşkil eden umûmü'l-belvâ, toplumun genelini ilgilendiren veya çok sayıda kişinin önünde vuku bulması hasebiyle bilinmemesi âdeten mümkün olmayan durumları ifade eder. Hanefilere göre bu tür meselelerde meşhur veya düzeyine çıkmamış rivayetlerle (haber-i vâhid) hüküm tesis edilemez. Bu ilke, Ehl-i Hadis eksenindeki Şâfiî ve Hanbelî ulema tarafından Hanefilerin sünneti terk ettiği gerekçesiyle sert eleştirilere maruz kalmıştır.Yapılan araştırma, umûmü'l-belvâ ilkesinin kavramlaşmadan önce dahi Ebû Hanîfe ve İbrâhim en-Nehaî gibi erken dönem otoritelerce uygulandığını göstermektedir. İlkeyi usul ve füru bağlamında en yoğun işleten fakih, Cessâs olmuş, onu Serahsî ve Kudûrî izlemiştir; müteahhir dönemde ise bu ilkeye müracaat azalmıştır. Haber-i vâhid bağlamında umûmü'l-belvâ ilkesinin ileri sürüldüğü tespit edilen yirmi altı (26) fıkhî meselenin tahlili neticesinde Hanefilerin en fazla Mâlikîler ile ortak hükme ulaştığı belirlenmiştir; bu durum Mâlikîlerin “amel-i ehl-i Medîne” kriteriyle örtüşmektedir. Araştırmanın bir diğer önemli bulgusu, Hanefilerin söz konusu hadisleri delillikten düşürürken tek başına umûmü'l-belvâ ilkesine dayanmadığıdır. İncelenen rivayetlerin büyük kısmı (on yedi adedi) aynı zamanda sened zaafı, Kur'an'a/meşhur sünnete muhalefet, kıyasa aykırılık veya nesh gerekçeleriyle amel dışı bırakılmıştır. Yalnızca rükûda ellerin kaldırılması ve vasiyet hükümleriyle ilgili iki hadisin münhasıran bu ilke sebebiyle reddedildiği söylenebilir. Diğer mezheplerin Hanefilerin amel etmediği bu hadislerin meşhur veya mütevatir olduğunu kanıtlama çabası, ilkenin doğurduğu metodolojik etkinin boyutunu kanıtlamaktadır.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.