#smrgKİTABEVİ Hapishanenin Doğuşu - 2026
Editör:
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
Basıldığı Matbaa:
Barış Matbaa
ISBN-10:
Hazırlayan:
Cilt:
Amerikan Cilt
Ciltçi:
Boyut:
14x21
Sayfa Sayısı:
352
Basım Yeri:
İstanbul
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026
Çeviren:
Murat Erşen
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso
Dili:
Türkçe
Orijinal Adı:
Surveiller et punir. Naissance de la prison
Kategori:
indirimli
350,00
Havale/EFT ile:
343,00
Siparişiniz 4&6 iş günü arasında kargoda
1199259279
646946
https://www.simurgkitabevi.com/hapishanenin-dogusu-2026
Hapishanenin Doğuşu - 2026 #smrgKİTABEVİ
350
Ceza infaz kampüsü, "denetimli serbestlik", "elektronik kelepçe", "mülteci kampları", "yurtdışı çıkış yasağı" gibi cezai ve siyasi aygıtlar her geçen gün gündelik hayatımızın daha büyük bir parçasına dönüşüyor. Teknolojik ilerlemelerin bilgiyi demokratikleştirme vaadi unutuluşa terk edilip gözetlemenin yeni yollarını bulmak üzere seferber ediliyor. Sadece tehdit ile tehlike mefhumları değil, cezalandırma pratikleri de muğlaklaşıyor. İşte bütün bu gelişmeler, Michel Foucault'nun elli yılı deviren klasik eserini yeniden okumaya "davet ediyor" bizi. Foucault, Batı'da cezalandırma pratiklerinin değişmesiyle ortaya çıkan hapishane kurumunun titiz bir tarihini yapıyor. Bunun için de cezalandırmanın bir ibret vesikası olmaktan çıkarılıp güya medenileştirildiği, hatta suçun "doğru anlaşılması" ve suçlunun "ıslah edilebilmesi" için hukuk, mimari, kriminoloji ve psikoloji gibi bilgi alanlarının yardıma çağrıldığı bu sürecin en karanlık dehlizlerine ışık tutuyor. Kendisini düzen ve ıslah iddiasıyla meşrulaştıran hapishane kurumunun sürekli reforma ihtiyaç duymasının ve siyasi işlevlerini hasıraltı etmeye çalışmasının aslında başarısızlığının bir itirafı olduğunu öne sürüyor. Nihayetinde de hapishaneyi neden salt fiziksel bir kapatma kurumu olarak düşünmememiz gerektiğini, kapatma ile kapitalizmin göbekbağını gözler önüne sererek açıklıyor. Yepyeni bir çeviriyle yayımladığımız bu klasik yapıtın okunup tartışılmasının aciliyeti her geçen gün artıyor. Tabii Foucault'nun o meşhur cümlesini aklımızdan hiç çıkarmadan: "Hapishanelerin fabrikalara, okullara, kışlalara, hastanelere benzemesinde şaşılacak bir şey var mı?"
Ceza infaz kampüsü, "denetimli serbestlik", "elektronik kelepçe", "mülteci kampları", "yurtdışı çıkış yasağı" gibi cezai ve siyasi aygıtlar her geçen gün gündelik hayatımızın daha büyük bir parçasına dönüşüyor. Teknolojik ilerlemelerin bilgiyi demokratikleştirme vaadi unutuluşa terk edilip gözetlemenin yeni yollarını bulmak üzere seferber ediliyor. Sadece tehdit ile tehlike mefhumları değil, cezalandırma pratikleri de muğlaklaşıyor. İşte bütün bu gelişmeler, Michel Foucault'nun elli yılı deviren klasik eserini yeniden okumaya "davet ediyor" bizi. Foucault, Batı'da cezalandırma pratiklerinin değişmesiyle ortaya çıkan hapishane kurumunun titiz bir tarihini yapıyor. Bunun için de cezalandırmanın bir ibret vesikası olmaktan çıkarılıp güya medenileştirildiği, hatta suçun "doğru anlaşılması" ve suçlunun "ıslah edilebilmesi" için hukuk, mimari, kriminoloji ve psikoloji gibi bilgi alanlarının yardıma çağrıldığı bu sürecin en karanlık dehlizlerine ışık tutuyor. Kendisini düzen ve ıslah iddiasıyla meşrulaştıran hapishane kurumunun sürekli reforma ihtiyaç duymasının ve siyasi işlevlerini hasıraltı etmeye çalışmasının aslında başarısızlığının bir itirafı olduğunu öne sürüyor. Nihayetinde de hapishaneyi neden salt fiziksel bir kapatma kurumu olarak düşünmememiz gerektiğini, kapatma ile kapitalizmin göbekbağını gözler önüne sererek açıklıyor. Yepyeni bir çeviriyle yayımladığımız bu klasik yapıtın okunup tartışılmasının aciliyeti her geçen gün artıyor. Tabii Foucault'nun o meşhur cümlesini aklımızdan hiç çıkarmadan: "Hapishanelerin fabrikalara, okullara, kışlalara, hastanelere benzemesinde şaşılacak bir şey var mı?"
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.