#smrgKİTABEVİ Ütopik Beden Heterotopyalar - 2026

Editör:
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
Sonsöz : Daniel Defert
Dizi Adı:
Foucault Kitaplığı
ISBN-10:
9786053148111
Hazırlayan:
Cilt:
Amerikan Cilt
Stok Kodu:
1199258030
Boyut:
14x22
Sayfa Sayısı:
64
Basım Yeri:
İstanbul
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026
Çeviren:
Ferda Keskin
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso
Dili:
Türkçe
Kategori:
indirimli
126,00
Havale/EFT ile: 123,48
Siparişiniz 4&6 iş günü arasında kargoda
1199258030
645688
Ütopik Beden Heterotopyalar -        2026
Ütopik Beden Heterotopyalar - 2026 #smrgKİTABEVİ
126
Beden dünyanın sıfır noktasıdır, yolların ve mekânların kesiştiği noktada beden hiçbir yerdedir: Dünyanın yüreğindeki o ütopik çekirdektir ve ondan hareketle düşler, konuşur, ilerler, hayal eder, eşyayı olduğu yerde algılar ve hayal ettiğim ütopyaların sonsuz gücü sayesinde inkâr ederim. Bedenim Güneş Ülkesi gibidir, yeri yoktur, ama ister gerçek isterse ütopik olsun, tüm yerler ondan neşet eder ve ışıldar.

Michel Foucault'nun 1966 tarihli iki radyo konferansını bir araya getiren Ütopik Beden ve Heterotopyalar, filozofun felsefeyle edebiyat arasında salındığı metinleridir; mekân yalnızca kuramsal bir kategori olmaktan çıkar, bir deneyim alanına dönüşür.

Foucault, ütopyaları “yeri olmayan yerler” olarak tanımlarken, heterotopyaları tam tersine dünyanın içinde gerçekten var olan ama mevcut düzeni askıya alan, yansıtan ve tersyüz eden “öteki mekânlar” olarak kavrar ve Heterotopyalar metninde, “öteki mekânlar”ı inceleyen hayali bir bilim tasarlar: heterotopoloji. Ancak bu, katı ve sınıflandırıcı bir bilimden çok, arzunun ve kaçış isteğinin izini süren bir düşünme biçimidir. Mezarlıklar, gemiler, aynalar, tiyatrolar ya da hapishaneler gibi alanlar, hem toplumsal düzenin parçasıdır hem de ona mesafe alarak onu görünür kılar. Heterotopya kavramı böylece mekânı sabit ve nötr bir zemin olmaktan çıkarır; onu iktidar ilişkilerinin, arzuların, normların ve sapmaların kesiştiği canlı bir düzleme dönüştürür.

Ütopik Beden ise bu düşünceyi beklenmedik bir yerden, bedenin kendisinden başlatır. En az ütopyacı görünen şey, yani kaçamadığımız, ağırlığını ve sınırlarını aralıksız olarak taşıdığımız beden, aynı zamanda bütün ütopyaların kaynağıdır. Dövme, maske, kostüm, dans ya da erotizm aracılığıyla beden kendi sınırlarını aşar, “başka bir yere” dönüşür: Hem en somut yer hem de tüm düşsel kaçışların eşiği.

Bu iki metin mekânın ve bedenin ne kadar kırılgan, çoğul ve politik olduğunu hatırlatır; mekân ile beden arasındaki gerilimi, arzuyu ve başkalık imkânını yeniden düşünmeye davet eder.
Beden dünyanın sıfır noktasıdır, yolların ve mekânların kesiştiği noktada beden hiçbir yerdedir: Dünyanın yüreğindeki o ütopik çekirdektir ve ondan hareketle düşler, konuşur, ilerler, hayal eder, eşyayı olduğu yerde algılar ve hayal ettiğim ütopyaların sonsuz gücü sayesinde inkâr ederim. Bedenim Güneş Ülkesi gibidir, yeri yoktur, ama ister gerçek isterse ütopik olsun, tüm yerler ondan neşet eder ve ışıldar.

Michel Foucault'nun 1966 tarihli iki radyo konferansını bir araya getiren Ütopik Beden ve Heterotopyalar, filozofun felsefeyle edebiyat arasında salındığı metinleridir; mekân yalnızca kuramsal bir kategori olmaktan çıkar, bir deneyim alanına dönüşür.

Foucault, ütopyaları “yeri olmayan yerler” olarak tanımlarken, heterotopyaları tam tersine dünyanın içinde gerçekten var olan ama mevcut düzeni askıya alan, yansıtan ve tersyüz eden “öteki mekânlar” olarak kavrar ve Heterotopyalar metninde, “öteki mekânlar”ı inceleyen hayali bir bilim tasarlar: heterotopoloji. Ancak bu, katı ve sınıflandırıcı bir bilimden çok, arzunun ve kaçış isteğinin izini süren bir düşünme biçimidir. Mezarlıklar, gemiler, aynalar, tiyatrolar ya da hapishaneler gibi alanlar, hem toplumsal düzenin parçasıdır hem de ona mesafe alarak onu görünür kılar. Heterotopya kavramı böylece mekânı sabit ve nötr bir zemin olmaktan çıkarır; onu iktidar ilişkilerinin, arzuların, normların ve sapmaların kesiştiği canlı bir düzleme dönüştürür.

Ütopik Beden ise bu düşünceyi beklenmedik bir yerden, bedenin kendisinden başlatır. En az ütopyacı görünen şey, yani kaçamadığımız, ağırlığını ve sınırlarını aralıksız olarak taşıdığımız beden, aynı zamanda bütün ütopyaların kaynağıdır. Dövme, maske, kostüm, dans ya da erotizm aracılığıyla beden kendi sınırlarını aşar, “başka bir yere” dönüşür: Hem en somut yer hem de tüm düşsel kaçışların eşiği.

Bu iki metin mekânın ve bedenin ne kadar kırılgan, çoğul ve politik olduğunu hatırlatır; mekân ile beden arasındaki gerilimi, arzuyu ve başkalık imkânını yeniden düşünmeye davet eder.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat