#smrgKİTABEVİ Hayatın Öznesi Olmak : Sorgulamanın Gücü -
Editör:
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
Basıldığı Matbaa:
Dizi Adı:
ISBN-10:
6259398433
Hazırlayan:
Cilt:
Amerikan Cilt
Ciltçi:
Boyut:
14x21
Sayfa Sayısı:
150
Basım Yeri:
İstanbul
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2025
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso
Dili:
Türkçe
Kategori:
indirimli
160,00
Havale/EFT ile:
156,80
1199249499
650673
https://www.simurgkitabevi.com/hayatin-oznesi-olmak-sorgulamanin-gucu
Hayatın Öznesi Olmak : Sorgulamanın Gücü - #smrgKİTABEVİ
160
“Kendini Bil”, tarihte söylenmiş en özlü bir çağrı, bir uyarı, bir öğüt olsa gerek. Ancak hazırda bir “kendi” yoktur. İnsan evrimin son aşamasının bir ürünü olarak yaratılmıştır. Biyolojik donanım olarak tamdır, bilinç varlığı olarak ise sadece bir potansiyeldir. Bir zalim, bir bilge, bir bilim insanı, bir sanatçı, bir dindar, bir halk kahramanı da olabilir.
Doğuştan verili olarak taşıdığı potansiyeli nasıl kullanacağı onun iradesine verilmiştir. Seçimi yapmak kendisinin sorumluğundadır. Bir “Tabula Rasa”, üzeri hiç çizilmemiş hiçbir şey yazılmamış beyaz bir sayfa gibi. Yaşama adım atıktan sonra mutlaka bir şeyler yazıp çizecektir. Çizdikleri onun kişilik profili, yazdıkları da eylemleri. Bu “yazma-çizme” serüveni hayatı boyunca devam edecektir. Tüm bunlar onun “Kendi” olmasının dayanaklarıdır: sorumluluk ondadır.
Yaşamın en yüksek ereği özgülüktür. Özgürlük keyfilik değil, ama sorumlulukla sınırlanmış keyfiliktir. Özgürlüğün belirleyici olmadığı ahlak, vicdan, paylaşım ve ilişki, sevgi, dostluk kendi doğalarına uygun olarak gerçeklik kazanamazlar. Bu durumda bireysel ilişkiler karşılıklı bir sığınma olmaktan, birbirlerini araçsal kılmaktan öteye geçemez. Var olduğu sınırlarının ötesine taşınayamayan yaşam rutinleşir, nicelik çokluğunun içerisinde ne denli gezinirse gezinsin özlenen o içsel tatmini, sevincin tazeliğini deneyimleyemez, anlam bulamaz.
Anlamsızlık ve değersizlik duygusu ruhsal olarak katlanılması güç bir hal yaratır. Modern yaşam bu hakikatin somut olarak yaşandığı ve gözlemlendiği deneyimlerle dolup taşıyor. Bunun yanında kendi olmanın imkanlarına erişmesi, kendi yaşamı hakkında bağımsız karar verebilme olanaklarına kavuşması, istediği bilgiyi kolayca elde edebiliyor olması onun bağımsız ve özgür birey olma yollarını açtı. Günümüz modern yaşamı bireyi kendiyle baş başa getirmiştir. Kendi yaşamının anlamını kendisi belirleyecektir. Aidiyetler bireylerin içsel bütünlüğünü, ruhsal canlılığını sağlayamıyor; çünkü bu, bireyin kendi dışında bir güce teslim olmasıdır. Bu güç ideoloji, dinsel inanç, etnik köken, geçmişten kalma çürümüş gelenek bağları olsa da. Sorun bireyin kendi farkındalığı ile kendi yaşamının öznesi olabilmekte.
Doğuştan verili olarak taşıdığı potansiyeli nasıl kullanacağı onun iradesine verilmiştir. Seçimi yapmak kendisinin sorumluğundadır. Bir “Tabula Rasa”, üzeri hiç çizilmemiş hiçbir şey yazılmamış beyaz bir sayfa gibi. Yaşama adım atıktan sonra mutlaka bir şeyler yazıp çizecektir. Çizdikleri onun kişilik profili, yazdıkları da eylemleri. Bu “yazma-çizme” serüveni hayatı boyunca devam edecektir. Tüm bunlar onun “Kendi” olmasının dayanaklarıdır: sorumluluk ondadır.
Yaşamın en yüksek ereği özgülüktür. Özgürlük keyfilik değil, ama sorumlulukla sınırlanmış keyfiliktir. Özgürlüğün belirleyici olmadığı ahlak, vicdan, paylaşım ve ilişki, sevgi, dostluk kendi doğalarına uygun olarak gerçeklik kazanamazlar. Bu durumda bireysel ilişkiler karşılıklı bir sığınma olmaktan, birbirlerini araçsal kılmaktan öteye geçemez. Var olduğu sınırlarının ötesine taşınayamayan yaşam rutinleşir, nicelik çokluğunun içerisinde ne denli gezinirse gezinsin özlenen o içsel tatmini, sevincin tazeliğini deneyimleyemez, anlam bulamaz.
Anlamsızlık ve değersizlik duygusu ruhsal olarak katlanılması güç bir hal yaratır. Modern yaşam bu hakikatin somut olarak yaşandığı ve gözlemlendiği deneyimlerle dolup taşıyor. Bunun yanında kendi olmanın imkanlarına erişmesi, kendi yaşamı hakkında bağımsız karar verebilme olanaklarına kavuşması, istediği bilgiyi kolayca elde edebiliyor olması onun bağımsız ve özgür birey olma yollarını açtı. Günümüz modern yaşamı bireyi kendiyle baş başa getirmiştir. Kendi yaşamının anlamını kendisi belirleyecektir. Aidiyetler bireylerin içsel bütünlüğünü, ruhsal canlılığını sağlayamıyor; çünkü bu, bireyin kendi dışında bir güce teslim olmasıdır. Bu güç ideoloji, dinsel inanç, etnik köken, geçmişten kalma çürümüş gelenek bağları olsa da. Sorun bireyin kendi farkındalığı ile kendi yaşamının öznesi olabilmekte.
“Kendini Bil”, tarihte söylenmiş en özlü bir çağrı, bir uyarı, bir öğüt olsa gerek. Ancak hazırda bir “kendi” yoktur. İnsan evrimin son aşamasının bir ürünü olarak yaratılmıştır. Biyolojik donanım olarak tamdır, bilinç varlığı olarak ise sadece bir potansiyeldir. Bir zalim, bir bilge, bir bilim insanı, bir sanatçı, bir dindar, bir halk kahramanı da olabilir.
Doğuştan verili olarak taşıdığı potansiyeli nasıl kullanacağı onun iradesine verilmiştir. Seçimi yapmak kendisinin sorumluğundadır. Bir “Tabula Rasa”, üzeri hiç çizilmemiş hiçbir şey yazılmamış beyaz bir sayfa gibi. Yaşama adım atıktan sonra mutlaka bir şeyler yazıp çizecektir. Çizdikleri onun kişilik profili, yazdıkları da eylemleri. Bu “yazma-çizme” serüveni hayatı boyunca devam edecektir. Tüm bunlar onun “Kendi” olmasının dayanaklarıdır: sorumluluk ondadır.
Yaşamın en yüksek ereği özgülüktür. Özgürlük keyfilik değil, ama sorumlulukla sınırlanmış keyfiliktir. Özgürlüğün belirleyici olmadığı ahlak, vicdan, paylaşım ve ilişki, sevgi, dostluk kendi doğalarına uygun olarak gerçeklik kazanamazlar. Bu durumda bireysel ilişkiler karşılıklı bir sığınma olmaktan, birbirlerini araçsal kılmaktan öteye geçemez. Var olduğu sınırlarının ötesine taşınayamayan yaşam rutinleşir, nicelik çokluğunun içerisinde ne denli gezinirse gezinsin özlenen o içsel tatmini, sevincin tazeliğini deneyimleyemez, anlam bulamaz.
Anlamsızlık ve değersizlik duygusu ruhsal olarak katlanılması güç bir hal yaratır. Modern yaşam bu hakikatin somut olarak yaşandığı ve gözlemlendiği deneyimlerle dolup taşıyor. Bunun yanında kendi olmanın imkanlarına erişmesi, kendi yaşamı hakkında bağımsız karar verebilme olanaklarına kavuşması, istediği bilgiyi kolayca elde edebiliyor olması onun bağımsız ve özgür birey olma yollarını açtı. Günümüz modern yaşamı bireyi kendiyle baş başa getirmiştir. Kendi yaşamının anlamını kendisi belirleyecektir. Aidiyetler bireylerin içsel bütünlüğünü, ruhsal canlılığını sağlayamıyor; çünkü bu, bireyin kendi dışında bir güce teslim olmasıdır. Bu güç ideoloji, dinsel inanç, etnik köken, geçmişten kalma çürümüş gelenek bağları olsa da. Sorun bireyin kendi farkındalığı ile kendi yaşamının öznesi olabilmekte.
Doğuştan verili olarak taşıdığı potansiyeli nasıl kullanacağı onun iradesine verilmiştir. Seçimi yapmak kendisinin sorumluğundadır. Bir “Tabula Rasa”, üzeri hiç çizilmemiş hiçbir şey yazılmamış beyaz bir sayfa gibi. Yaşama adım atıktan sonra mutlaka bir şeyler yazıp çizecektir. Çizdikleri onun kişilik profili, yazdıkları da eylemleri. Bu “yazma-çizme” serüveni hayatı boyunca devam edecektir. Tüm bunlar onun “Kendi” olmasının dayanaklarıdır: sorumluluk ondadır.
Yaşamın en yüksek ereği özgülüktür. Özgürlük keyfilik değil, ama sorumlulukla sınırlanmış keyfiliktir. Özgürlüğün belirleyici olmadığı ahlak, vicdan, paylaşım ve ilişki, sevgi, dostluk kendi doğalarına uygun olarak gerçeklik kazanamazlar. Bu durumda bireysel ilişkiler karşılıklı bir sığınma olmaktan, birbirlerini araçsal kılmaktan öteye geçemez. Var olduğu sınırlarının ötesine taşınayamayan yaşam rutinleşir, nicelik çokluğunun içerisinde ne denli gezinirse gezinsin özlenen o içsel tatmini, sevincin tazeliğini deneyimleyemez, anlam bulamaz.
Anlamsızlık ve değersizlik duygusu ruhsal olarak katlanılması güç bir hal yaratır. Modern yaşam bu hakikatin somut olarak yaşandığı ve gözlemlendiği deneyimlerle dolup taşıyor. Bunun yanında kendi olmanın imkanlarına erişmesi, kendi yaşamı hakkında bağımsız karar verebilme olanaklarına kavuşması, istediği bilgiyi kolayca elde edebiliyor olması onun bağımsız ve özgür birey olma yollarını açtı. Günümüz modern yaşamı bireyi kendiyle baş başa getirmiştir. Kendi yaşamının anlamını kendisi belirleyecektir. Aidiyetler bireylerin içsel bütünlüğünü, ruhsal canlılığını sağlayamıyor; çünkü bu, bireyin kendi dışında bir güce teslim olmasıdır. Bu güç ideoloji, dinsel inanç, etnik köken, geçmişten kalma çürümüş gelenek bağları olsa da. Sorun bireyin kendi farkındalığı ile kendi yaşamının öznesi olabilmekte.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.