#smrgKİTABEVİ İslam'ın Mistik Yüzü : Sufiler (1914) -
Eserde Hristiyan münzevilerden Yeni Platoncu düşünürlere, Gnostiklerden Budist mistiklere kadar birçok manevi akımın tasavvuf üzerindeki yankıları hissedilir; fakat bütün yollar sonunda yine Kur'an'ın derinliklerinde parlayan o sırra çıkar: Allah, yalnızca göklerin ötesindeki uzak kudret değil, insanın kalbine şah damarından daha yakın olan gizli hakikattir. Bu yüzden Sufi için bilgi, kitaplarda duran kuru bir söz değil; insanın kendi benliğini eriterek içinde bulduğu ilahi bir ateştir.
Kitabın ruhunu taşıyan en güçlü düşünce ise “fenâ”, yani insanın kendi varlığını Allah'ın sonsuzluğu içinde eritmesidir. Derviş, nefsini kırarak, arzularını susturarak ve dünyanın geçici ışıklarından yüz çevirerek Hakikat'e yürür. Yolun sonunda ise geriye yalnızca sessizlik, aşk ve her şeyi kuşatan ilahi birlik hissi kalır. Nicholson'ın eseri, tasavvufu anlatmaktan çok, okuyucuyu o eski tekkelerin loş kandilleri altında yankılanan manevi çağrının içine çeken derin ve büyülü bir kapı gibidir.
Eserde Hristiyan münzevilerden Yeni Platoncu düşünürlere, Gnostiklerden Budist mistiklere kadar birçok manevi akımın tasavvuf üzerindeki yankıları hissedilir; fakat bütün yollar sonunda yine Kur'an'ın derinliklerinde parlayan o sırra çıkar: Allah, yalnızca göklerin ötesindeki uzak kudret değil, insanın kalbine şah damarından daha yakın olan gizli hakikattir. Bu yüzden Sufi için bilgi, kitaplarda duran kuru bir söz değil; insanın kendi benliğini eriterek içinde bulduğu ilahi bir ateştir.
Kitabın ruhunu taşıyan en güçlü düşünce ise “fenâ”, yani insanın kendi varlığını Allah'ın sonsuzluğu içinde eritmesidir. Derviş, nefsini kırarak, arzularını susturarak ve dünyanın geçici ışıklarından yüz çevirerek Hakikat'e yürür. Yolun sonunda ise geriye yalnızca sessizlik, aşk ve her şeyi kuşatan ilahi birlik hissi kalır. Nicholson'ın eseri, tasavvufu anlatmaktan çok, okuyucuyu o eski tekkelerin loş kandilleri altında yankılanan manevi çağrının içine çeken derin ve büyülü bir kapı gibidir.