#smrgKİTABEVİ Ne Çok Eşya : İnsan Türünün Aletleri Keşfetmesi Anlamı İcat Etmesi ve Hep Daha Fazla Şey Üretmesi - 2026
Editör:
Devrim Çetinkasap
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
Basıldığı Matbaa:
Dizi Adı:
21.Yüzyıl Kitaplığı
ISBN-10:
9786253843151
Hazırlayan:
Cilt:
Amerikan Cilt
Ciltçi:
Boyut:
14x21
Sayfa Sayısı:
320
Basım Yeri:
İstanbul
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026
Çeviren:
Ayşe Müge Çavdar
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso
Dili:
Türkçe
Kategori:
indirimli
238,00
Havale/EFT ile:
233,24
1199258138
645796
https://www.simurgkitabevi.com/ne-cok-esya-insan-turunun-aletleri-kesfetmesi-anlami-icat-etmesi-ve-hep-daha-fazla-sey-uretmesi-2026
Ne Çok Eşya : İnsan Türünün Aletleri Keşfetmesi Anlamı İcat Etmesi ve Hep Daha Fazla Şey Üretmesi - 2026 #smrgKİTABEVİ
238
Üç milyon yıl önce, bir taşın keskin bir kenara dönüştürülebileceğini fark ettik. İlk bıçak önce bir öğünü kolaylaştırdı; sonra bir türün kaderini ve nihayet bir gezegenin yazgısını belirledi. Bugün evlerimiz, ceplerimiz, şehirlerimiz, hatta okyanuslar “şeylerle” dolu. Evlerimiz artık sadece yaşadığımız mekân değil, bazı bölümleri depoya dönüşmüş durumda: Satın aldıklarımızı saklıyor, sakladıklarımızın arasında yaşıyor ve sonra daha fazlasını alıyoruz. Bu döngü nereden çıktı? Bu fazlalık nasıl mümkün oldu? “Yeter” sınırını neden hep aşıyoruz?
Arkeolog Chip Colwell, insan türünün nesnelerle kurduğu ilişkinin derin tarihine iniyor. Eşyayı yalnızca tüketim başlığına sıkıştırmıyor; çünkü eşya aynı zamanda aidiyetin, ritüelin, statünün ve güvenliğin –kısacası anlamın– taşıyıcısıdır. Ancak modern toplumlarda bu ilişki, olağan bir hızlanmadan çok, kontrolden çıkmış bir çoğalmaya dönüşüyor. Fazlalık artık bir yan etki değil, sistemin işleyiş biçimi. Bunun bedeli plastik yığınlarında, çöp dağlarında, tükenen kaynaklarda ve giderek daralan bir gelecek ufkunda görünür hale geliyor.
Taş aletlerden inanç nesnelerine, koleksiyonculuktan reklamın incelikli iknalarına uzanan Ne Çok Eşya, çözüm reçetesi sunmuyor, minimalizm vaazı vermiyor. 21. yüzyılın ekolojik ve siyasal krizlerini, büyük kavramlarla değil, gündelik hayatın içine yerleşmiş fazlalık üzerinden okuyor. Maddi bolluğun ardında yatan dizginsiz tüketim ritmini görünür kılıyor. Çünkü mesele neye sahip olduğumuzdan çok, bu sahipliğin bizi nereye sürüklediğidir. “Daha fazla”sını durmaksızın üretmeden, anlamı nasıl kuracağımız sorusu ise en yakıcı sorulardan biri olarak önümüzde duruyor.
Arkeolog Chip Colwell, insan türünün nesnelerle kurduğu ilişkinin derin tarihine iniyor. Eşyayı yalnızca tüketim başlığına sıkıştırmıyor; çünkü eşya aynı zamanda aidiyetin, ritüelin, statünün ve güvenliğin –kısacası anlamın– taşıyıcısıdır. Ancak modern toplumlarda bu ilişki, olağan bir hızlanmadan çok, kontrolden çıkmış bir çoğalmaya dönüşüyor. Fazlalık artık bir yan etki değil, sistemin işleyiş biçimi. Bunun bedeli plastik yığınlarında, çöp dağlarında, tükenen kaynaklarda ve giderek daralan bir gelecek ufkunda görünür hale geliyor.
Taş aletlerden inanç nesnelerine, koleksiyonculuktan reklamın incelikli iknalarına uzanan Ne Çok Eşya, çözüm reçetesi sunmuyor, minimalizm vaazı vermiyor. 21. yüzyılın ekolojik ve siyasal krizlerini, büyük kavramlarla değil, gündelik hayatın içine yerleşmiş fazlalık üzerinden okuyor. Maddi bolluğun ardında yatan dizginsiz tüketim ritmini görünür kılıyor. Çünkü mesele neye sahip olduğumuzdan çok, bu sahipliğin bizi nereye sürüklediğidir. “Daha fazla”sını durmaksızın üretmeden, anlamı nasıl kuracağımız sorusu ise en yakıcı sorulardan biri olarak önümüzde duruyor.
Üç milyon yıl önce, bir taşın keskin bir kenara dönüştürülebileceğini fark ettik. İlk bıçak önce bir öğünü kolaylaştırdı; sonra bir türün kaderini ve nihayet bir gezegenin yazgısını belirledi. Bugün evlerimiz, ceplerimiz, şehirlerimiz, hatta okyanuslar “şeylerle” dolu. Evlerimiz artık sadece yaşadığımız mekân değil, bazı bölümleri depoya dönüşmüş durumda: Satın aldıklarımızı saklıyor, sakladıklarımızın arasında yaşıyor ve sonra daha fazlasını alıyoruz. Bu döngü nereden çıktı? Bu fazlalık nasıl mümkün oldu? “Yeter” sınırını neden hep aşıyoruz?
Arkeolog Chip Colwell, insan türünün nesnelerle kurduğu ilişkinin derin tarihine iniyor. Eşyayı yalnızca tüketim başlığına sıkıştırmıyor; çünkü eşya aynı zamanda aidiyetin, ritüelin, statünün ve güvenliğin –kısacası anlamın– taşıyıcısıdır. Ancak modern toplumlarda bu ilişki, olağan bir hızlanmadan çok, kontrolden çıkmış bir çoğalmaya dönüşüyor. Fazlalık artık bir yan etki değil, sistemin işleyiş biçimi. Bunun bedeli plastik yığınlarında, çöp dağlarında, tükenen kaynaklarda ve giderek daralan bir gelecek ufkunda görünür hale geliyor.
Taş aletlerden inanç nesnelerine, koleksiyonculuktan reklamın incelikli iknalarına uzanan Ne Çok Eşya, çözüm reçetesi sunmuyor, minimalizm vaazı vermiyor. 21. yüzyılın ekolojik ve siyasal krizlerini, büyük kavramlarla değil, gündelik hayatın içine yerleşmiş fazlalık üzerinden okuyor. Maddi bolluğun ardında yatan dizginsiz tüketim ritmini görünür kılıyor. Çünkü mesele neye sahip olduğumuzdan çok, bu sahipliğin bizi nereye sürüklediğidir. “Daha fazla”sını durmaksızın üretmeden, anlamı nasıl kuracağımız sorusu ise en yakıcı sorulardan biri olarak önümüzde duruyor.
Arkeolog Chip Colwell, insan türünün nesnelerle kurduğu ilişkinin derin tarihine iniyor. Eşyayı yalnızca tüketim başlığına sıkıştırmıyor; çünkü eşya aynı zamanda aidiyetin, ritüelin, statünün ve güvenliğin –kısacası anlamın– taşıyıcısıdır. Ancak modern toplumlarda bu ilişki, olağan bir hızlanmadan çok, kontrolden çıkmış bir çoğalmaya dönüşüyor. Fazlalık artık bir yan etki değil, sistemin işleyiş biçimi. Bunun bedeli plastik yığınlarında, çöp dağlarında, tükenen kaynaklarda ve giderek daralan bir gelecek ufkunda görünür hale geliyor.
Taş aletlerden inanç nesnelerine, koleksiyonculuktan reklamın incelikli iknalarına uzanan Ne Çok Eşya, çözüm reçetesi sunmuyor, minimalizm vaazı vermiyor. 21. yüzyılın ekolojik ve siyasal krizlerini, büyük kavramlarla değil, gündelik hayatın içine yerleşmiş fazlalık üzerinden okuyor. Maddi bolluğun ardında yatan dizginsiz tüketim ritmini görünür kılıyor. Çünkü mesele neye sahip olduğumuzdan çok, bu sahipliğin bizi nereye sürüklediğidir. “Daha fazla”sını durmaksızın üretmeden, anlamı nasıl kuracağımız sorusu ise en yakıcı sorulardan biri olarak önümüzde duruyor.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.