#smrgKİTABEVİ Normal Felsefeye Giriş - 2026
Editör:
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
Basıldığı Matbaa:
Dizi Adı:
ISBN-10:
9786256962682
Hazırlayan:
Cilt:
Amerikan Cilt
Boyut:
16x24
Sayfa Sayısı:
560
Basım Yeri:
İstanbul
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso
Dili:
Türkçe
Kategori:
indirimli
805,00
Havale/EFT ile:
788,90
1199258784
646448
https://www.simurgkitabevi.com/normal-felsefeye-giris-2026
Normal Felsefeye Giriş - 2026 #smrgKİTABEVİ
805
Eser, gerçekliğin ve hakikatin genel yapısını, felsefenin özü gereği varoluşsal tabiatı çerçevesinde ele alarak, rasyonel delillere dayanan sistematik bir Yeni İbn Sînâcı felsefe inşa etmektedir.
Kitabın temel iddiası, tarihsel bakımdan İbn Sînâ'nın öncülük ettiği ‘doğal sıralı felsefe' anlayışının zorunluluğudur. Buna göre felsefe, doğal ve zorunlu bir başlangıç noktasından (varlık) hareket etmeli; her adım bir önceki adımdan özü gereği zorunlulukla doğarak ilerlemelidir. Eser de bu yaklaşımı esas alarak, metafizikten dine uzanan süreci bu şekilde zorunlu ve doğal sırasıyla takip etmektedir. Bu normal sıra, ‘anormal felsefelerin' aksine, keyfî ve gerekçesiz müdahaleler içermemesi sebebiyle ‘felsefe yapmanın normal ve doğal yolunu' teşkil eder. Eserin adı da bu nedenle ‘Normal Felsefeye Giriş' olarak belirlenmiştir. Bu çerçevede Varlık, Tanrı, Âlem, Bilgi, İnsan, Ölüm Sonrası ve Din gibi temel meselelerdeki gerçek ve hakikatler, bir zincirin halkaları gibi birbirini gerektirerek kendi doğal sıraları içerisinde ele alınmaktadır.
Bu süreçte İbn Sînâcı klasik filozoflar ve onların en önemli tarihsel rakipleri/destekçileri olan kelamcılar, yalnızca geçmişin figürleri değil, bu felsefî sistemi yeniden kurmanın araçları olarak değerlendirilmiştir. Böylece eser, analitik ve delilci yapısının yanı sıra, bu tarihsel tartışmalardan beslenen karşılaştırmalı bir hüviyet de kazanmaktadır. Bu karşılaştırmalı hüviyeti sayesinde kitap, felsefeye yönelik sahici ve hakikatçi tutumların, işlevselci sahte felsefelerden (parafelsefe) hangi açılardan ayrıldığını da ortaya koymakta; felsefenin herhangi başka bir işlevsel gayeyi değil ancak ‘gerçeği' arzulayabileceğini vurgulamaktadır.
Sonuç olarak bu eser, yalnızca bir akademik inceleme değil; hakikatin zorunlu düzenine uygun biçimde inşa edilmiş kapsamlı bir hakikat yolculuğudur. Okuyucuyu, felsefenin en temel meselelerinden hareketle Tanrı'nın zatı, sıfatları ve fiilleri üzerinden âlemin bütününe uzanan büyük bir sistemin içine davet etmektedir. Felsefeyi bütünlüğünden koparan parçacı ve dağınık yaklaşımların aksine bu eser, varoluşun ve hakikatin anlamını bütünüyle kuşatan küllî bir yol haritası arayanlar için vazgeçilmez bir kılavuz niteliği taşımaktadır.
Kitabın temel iddiası, tarihsel bakımdan İbn Sînâ'nın öncülük ettiği ‘doğal sıralı felsefe' anlayışının zorunluluğudur. Buna göre felsefe, doğal ve zorunlu bir başlangıç noktasından (varlık) hareket etmeli; her adım bir önceki adımdan özü gereği zorunlulukla doğarak ilerlemelidir. Eser de bu yaklaşımı esas alarak, metafizikten dine uzanan süreci bu şekilde zorunlu ve doğal sırasıyla takip etmektedir. Bu normal sıra, ‘anormal felsefelerin' aksine, keyfî ve gerekçesiz müdahaleler içermemesi sebebiyle ‘felsefe yapmanın normal ve doğal yolunu' teşkil eder. Eserin adı da bu nedenle ‘Normal Felsefeye Giriş' olarak belirlenmiştir. Bu çerçevede Varlık, Tanrı, Âlem, Bilgi, İnsan, Ölüm Sonrası ve Din gibi temel meselelerdeki gerçek ve hakikatler, bir zincirin halkaları gibi birbirini gerektirerek kendi doğal sıraları içerisinde ele alınmaktadır.
Bu süreçte İbn Sînâcı klasik filozoflar ve onların en önemli tarihsel rakipleri/destekçileri olan kelamcılar, yalnızca geçmişin figürleri değil, bu felsefî sistemi yeniden kurmanın araçları olarak değerlendirilmiştir. Böylece eser, analitik ve delilci yapısının yanı sıra, bu tarihsel tartışmalardan beslenen karşılaştırmalı bir hüviyet de kazanmaktadır. Bu karşılaştırmalı hüviyeti sayesinde kitap, felsefeye yönelik sahici ve hakikatçi tutumların, işlevselci sahte felsefelerden (parafelsefe) hangi açılardan ayrıldığını da ortaya koymakta; felsefenin herhangi başka bir işlevsel gayeyi değil ancak ‘gerçeği' arzulayabileceğini vurgulamaktadır.
Sonuç olarak bu eser, yalnızca bir akademik inceleme değil; hakikatin zorunlu düzenine uygun biçimde inşa edilmiş kapsamlı bir hakikat yolculuğudur. Okuyucuyu, felsefenin en temel meselelerinden hareketle Tanrı'nın zatı, sıfatları ve fiilleri üzerinden âlemin bütününe uzanan büyük bir sistemin içine davet etmektedir. Felsefeyi bütünlüğünden koparan parçacı ve dağınık yaklaşımların aksine bu eser, varoluşun ve hakikatin anlamını bütünüyle kuşatan küllî bir yol haritası arayanlar için vazgeçilmez bir kılavuz niteliği taşımaktadır.
Eser, gerçekliğin ve hakikatin genel yapısını, felsefenin özü gereği varoluşsal tabiatı çerçevesinde ele alarak, rasyonel delillere dayanan sistematik bir Yeni İbn Sînâcı felsefe inşa etmektedir.
Kitabın temel iddiası, tarihsel bakımdan İbn Sînâ'nın öncülük ettiği ‘doğal sıralı felsefe' anlayışının zorunluluğudur. Buna göre felsefe, doğal ve zorunlu bir başlangıç noktasından (varlık) hareket etmeli; her adım bir önceki adımdan özü gereği zorunlulukla doğarak ilerlemelidir. Eser de bu yaklaşımı esas alarak, metafizikten dine uzanan süreci bu şekilde zorunlu ve doğal sırasıyla takip etmektedir. Bu normal sıra, ‘anormal felsefelerin' aksine, keyfî ve gerekçesiz müdahaleler içermemesi sebebiyle ‘felsefe yapmanın normal ve doğal yolunu' teşkil eder. Eserin adı da bu nedenle ‘Normal Felsefeye Giriş' olarak belirlenmiştir. Bu çerçevede Varlık, Tanrı, Âlem, Bilgi, İnsan, Ölüm Sonrası ve Din gibi temel meselelerdeki gerçek ve hakikatler, bir zincirin halkaları gibi birbirini gerektirerek kendi doğal sıraları içerisinde ele alınmaktadır.
Bu süreçte İbn Sînâcı klasik filozoflar ve onların en önemli tarihsel rakipleri/destekçileri olan kelamcılar, yalnızca geçmişin figürleri değil, bu felsefî sistemi yeniden kurmanın araçları olarak değerlendirilmiştir. Böylece eser, analitik ve delilci yapısının yanı sıra, bu tarihsel tartışmalardan beslenen karşılaştırmalı bir hüviyet de kazanmaktadır. Bu karşılaştırmalı hüviyeti sayesinde kitap, felsefeye yönelik sahici ve hakikatçi tutumların, işlevselci sahte felsefelerden (parafelsefe) hangi açılardan ayrıldığını da ortaya koymakta; felsefenin herhangi başka bir işlevsel gayeyi değil ancak ‘gerçeği' arzulayabileceğini vurgulamaktadır.
Sonuç olarak bu eser, yalnızca bir akademik inceleme değil; hakikatin zorunlu düzenine uygun biçimde inşa edilmiş kapsamlı bir hakikat yolculuğudur. Okuyucuyu, felsefenin en temel meselelerinden hareketle Tanrı'nın zatı, sıfatları ve fiilleri üzerinden âlemin bütününe uzanan büyük bir sistemin içine davet etmektedir. Felsefeyi bütünlüğünden koparan parçacı ve dağınık yaklaşımların aksine bu eser, varoluşun ve hakikatin anlamını bütünüyle kuşatan küllî bir yol haritası arayanlar için vazgeçilmez bir kılavuz niteliği taşımaktadır.
Kitabın temel iddiası, tarihsel bakımdan İbn Sînâ'nın öncülük ettiği ‘doğal sıralı felsefe' anlayışının zorunluluğudur. Buna göre felsefe, doğal ve zorunlu bir başlangıç noktasından (varlık) hareket etmeli; her adım bir önceki adımdan özü gereği zorunlulukla doğarak ilerlemelidir. Eser de bu yaklaşımı esas alarak, metafizikten dine uzanan süreci bu şekilde zorunlu ve doğal sırasıyla takip etmektedir. Bu normal sıra, ‘anormal felsefelerin' aksine, keyfî ve gerekçesiz müdahaleler içermemesi sebebiyle ‘felsefe yapmanın normal ve doğal yolunu' teşkil eder. Eserin adı da bu nedenle ‘Normal Felsefeye Giriş' olarak belirlenmiştir. Bu çerçevede Varlık, Tanrı, Âlem, Bilgi, İnsan, Ölüm Sonrası ve Din gibi temel meselelerdeki gerçek ve hakikatler, bir zincirin halkaları gibi birbirini gerektirerek kendi doğal sıraları içerisinde ele alınmaktadır.
Bu süreçte İbn Sînâcı klasik filozoflar ve onların en önemli tarihsel rakipleri/destekçileri olan kelamcılar, yalnızca geçmişin figürleri değil, bu felsefî sistemi yeniden kurmanın araçları olarak değerlendirilmiştir. Böylece eser, analitik ve delilci yapısının yanı sıra, bu tarihsel tartışmalardan beslenen karşılaştırmalı bir hüviyet de kazanmaktadır. Bu karşılaştırmalı hüviyeti sayesinde kitap, felsefeye yönelik sahici ve hakikatçi tutumların, işlevselci sahte felsefelerden (parafelsefe) hangi açılardan ayrıldığını da ortaya koymakta; felsefenin herhangi başka bir işlevsel gayeyi değil ancak ‘gerçeği' arzulayabileceğini vurgulamaktadır.
Sonuç olarak bu eser, yalnızca bir akademik inceleme değil; hakikatin zorunlu düzenine uygun biçimde inşa edilmiş kapsamlı bir hakikat yolculuğudur. Okuyucuyu, felsefenin en temel meselelerinden hareketle Tanrı'nın zatı, sıfatları ve fiilleri üzerinden âlemin bütününe uzanan büyük bir sistemin içine davet etmektedir. Felsefeyi bütünlüğünden koparan parçacı ve dağınık yaklaşımların aksine bu eser, varoluşun ve hakikatin anlamını bütünüyle kuşatan küllî bir yol haritası arayanlar için vazgeçilmez bir kılavuz niteliği taşımaktadır.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.