#smrgDERGİ Seriyye İlim Fikir Kültür ve Sanat Dergisi - Necip Fazıl - Sayı: 1 Ocak

Basıldığı Matbaa:
Dizi Adı:
ISBN-10:
9759185024
Stok Kodu:
1199051899
Boyut:
24x32
Sayfa Sayısı:
88 s.
Basım Yeri:
İstanbul
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2019
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso
Dili:
Türkçe
0,00
1199051899
437894
Seriyye İlim Fikir Kültür ve Sanat Dergisi - Necip Fazıl -  Sayı: 1      Ocak
Seriyye İlim Fikir Kültür ve Sanat Dergisi - Necip Fazıl - Sayı: 1 Ocak #smrgDERGİ
0
Bir ses olmak istiyoruz. Allah'ın Resulü'ne “O ne diyorsa o!” sırrıyla bağlıyız. Vatanı, İslam'ın hakim kılındığı saadet arsası bilici bir iştiyakla seviyoruz, vatanperveriz… Al Sancak'ta, Kemal Kılıçdaroğlu nevinden adamlar gibi kırçıllı hülyaların al sahnesini değil, şehidimizin kanını görüyoruz… Al'ına, kanımızla allık katmakta tereddüt etmeyiz. Türk'üz… Ama Kürt'üz de… Çerkez de, Boşnak da, Laz da…

Mesele bizi ırk mafsallarımızdan bölmeye kalkacak hainler hizasına gelsin yeter; büyük bir Sahabî'nin, kabilesi sorulunca verdiği:

“Ben İslam'ın çocuğuyum!” Cevabıyız… İmanlıyız… Amelliyiz de… İmanla amel arasında idmandayız… Kitaba da aşinayız, kavgaya da… Kitaplarımızda Necip Fazıl Kısakürek'in, kavgalarımızda Muhsin Yazıcıoğlu'nun silueti belirir. İmanımızın afakınaysa sadece Ehl-i Sünnet'in güneşi doğar. Devletimize, boğazından başka, kafa ve kalp cihetinden takılmış kılçıklara buğz tavrımızla beraber, bağlıyız… Bu vasfımızla okuyor, okuyor, okuyoruz… Okutuyor, okutuyor, okutuyoruz… Nefesimizden Derviş Yunus'un kokusu yayılmayınca, boğuluyoruz. İlk dergaha çatı çatan Ebu Haşim Sofi gibi, başka ellerdeyiz… Hatırlayın: O'na devrinin sultanı kırlarda lahutî muhabbetteyken rastladı.

“Ne yapıyorsunuz burada? Görüştüğün kim?”
Diye sordu. Şu cevabı aldı:
“Tanımıyorum! Yolumuz böyle!”
Bizim bize nispetimiz, Ebu Haşim Sofî'nin, tanımadan halleştiği muhatabına nispetiyle eş…
Bizim evde biz, bizi yalnız Allah için tanır, yalnız Allah için severiz. Kalp duvarlarımızda yalınız şu levha asılıdır:
“Burada arkadaşlık, yalnız Allah içindir!”
Pervasızız… Pervamız yalnız Allah'a… Bütün kırları dergâh kılacak kadar özgürüz…
“Ne olursan ol gel!”
Deriz ama ekleriz de:
“Gel ve hakikate uy! Hakikati kendine uyduracaksan, ne olursan ol, git!”

Al Sancak'ta kanımız, Kara Sancak'ta intikamımız var. Tuğrul Bey'in, Bağdat'a girip de, sırtlanların elinden Abbasî Halifesini kurtardığı günden beri, zahir ve batın, şeriat ve tarikat hudutları arasında ilerlemekte, davaya yolbaşçılık etmekteyiz. Selçuklu olduk… Sonra Osmanlı… Arada akamet devresi… Her şeyin farkındayız… Ve şimdi, millet olmayı, “ruhuna tabi ceset” şuuruyla pratikte tariflendirmek derdindeyiz… İmanımız, fikrimiz, zikrimiz, emeğimiz, mücadelemiz, rızkımız, vaktimiz, uykumuz… Allah'ın düşmanlarına her şeyimizle düşmanız… Ve gene neyimiz varsa Allah'ın dostlarına hepsiyle hizmetkârız… Bir ses olmak istiyoruz… Hamd olsun, haset kukumavcıları bastırmak isteseler de, bir sesiz… İstikbâlin afakını büyük bir sayha halinde dolduracak bu sesi hecelemek üzere, Seriyye Dergisi'nin üçüncü devresinde sizlerleyiz… - Servet Turgut

Bir ses olmak istiyoruz. Allah'ın Resulü'ne “O ne diyorsa o!” sırrıyla bağlıyız. Vatanı, İslam'ın hakim kılındığı saadet arsası bilici bir iştiyakla seviyoruz, vatanperveriz… Al Sancak'ta, Kemal Kılıçdaroğlu nevinden adamlar gibi kırçıllı hülyaların al sahnesini değil, şehidimizin kanını görüyoruz… Al'ına, kanımızla allık katmakta tereddüt etmeyiz. Türk'üz… Ama Kürt'üz de… Çerkez de, Boşnak da, Laz da…

Mesele bizi ırk mafsallarımızdan bölmeye kalkacak hainler hizasına gelsin yeter; büyük bir Sahabî'nin, kabilesi sorulunca verdiği:

“Ben İslam'ın çocuğuyum!” Cevabıyız… İmanlıyız… Amelliyiz de… İmanla amel arasında idmandayız… Kitaba da aşinayız, kavgaya da… Kitaplarımızda Necip Fazıl Kısakürek'in, kavgalarımızda Muhsin Yazıcıoğlu'nun silueti belirir. İmanımızın afakınaysa sadece Ehl-i Sünnet'in güneşi doğar. Devletimize, boğazından başka, kafa ve kalp cihetinden takılmış kılçıklara buğz tavrımızla beraber, bağlıyız… Bu vasfımızla okuyor, okuyor, okuyoruz… Okutuyor, okutuyor, okutuyoruz… Nefesimizden Derviş Yunus'un kokusu yayılmayınca, boğuluyoruz. İlk dergaha çatı çatan Ebu Haşim Sofi gibi, başka ellerdeyiz… Hatırlayın: O'na devrinin sultanı kırlarda lahutî muhabbetteyken rastladı.

“Ne yapıyorsunuz burada? Görüştüğün kim?”
Diye sordu. Şu cevabı aldı:
“Tanımıyorum! Yolumuz böyle!”
Bizim bize nispetimiz, Ebu Haşim Sofî'nin, tanımadan halleştiği muhatabına nispetiyle eş…
Bizim evde biz, bizi yalnız Allah için tanır, yalnız Allah için severiz. Kalp duvarlarımızda yalınız şu levha asılıdır:
“Burada arkadaşlık, yalnız Allah içindir!”
Pervasızız… Pervamız yalnız Allah'a… Bütün kırları dergâh kılacak kadar özgürüz…
“Ne olursan ol gel!”
Deriz ama ekleriz de:
“Gel ve hakikate uy! Hakikati kendine uyduracaksan, ne olursan ol, git!”

Al Sancak'ta kanımız, Kara Sancak'ta intikamımız var. Tuğrul Bey'in, Bağdat'a girip de, sırtlanların elinden Abbasî Halifesini kurtardığı günden beri, zahir ve batın, şeriat ve tarikat hudutları arasında ilerlemekte, davaya yolbaşçılık etmekteyiz. Selçuklu olduk… Sonra Osmanlı… Arada akamet devresi… Her şeyin farkındayız… Ve şimdi, millet olmayı, “ruhuna tabi ceset” şuuruyla pratikte tariflendirmek derdindeyiz… İmanımız, fikrimiz, zikrimiz, emeğimiz, mücadelemiz, rızkımız, vaktimiz, uykumuz… Allah'ın düşmanlarına her şeyimizle düşmanız… Ve gene neyimiz varsa Allah'ın dostlarına hepsiyle hizmetkârız… Bir ses olmak istiyoruz… Hamd olsun, haset kukumavcıları bastırmak isteseler de, bir sesiz… İstikbâlin afakını büyük bir sayha halinde dolduracak bu sesi hecelemek üzere, Seriyye Dergisi'nin üçüncü devresinde sizlerleyiz… - Servet Turgut

Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat