#smrgSAHAF Seyreyle Dünyayı = Temaşa-i Dünya ve Cefakar u Cefakeş -

Hazırlayan:
Robert Anhegger, Vedat Günyol
Stok Kodu:
1199019649
Boyut:
14x20
Sayfa Sayısı:
32+840 s.
Basım Yeri:
İstanbul
Baskı:
1
Basım Tarihi:
1986
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
3. Hamur
Dili:
Türkçe
Kategori:
0,00
1199019649
405751
Seyreyle Dünyayı = Temaşa-i Dünya ve Cefakar u Cefakeş -
Seyreyle Dünyayı = Temaşa-i Dünya ve Cefakar u Cefakeş - #smrgSAHAF
0.00
Evangelinos Misailidis'in Temaşa-i Dünya ve Cefâkar-ü Cefakeş adıyla 1871-1872 yılında İstanbul'da basılan dört ciltlik romanı, 1986 yılında, Robert Anhegger ve Vedat Günyol tarafından hazırlanıp, Seyreyle Dünyayı adıyla bugünkü alfabeyle yayınlandı. Yunan harfleri ile yazıya geçirilen eserin dili Türkçe'ydi. 800 sayfayı geçen uzunlukta, son derece eğlendirici ve mizahi bir üslupla yazılan Temaşa-i Dünya'nın, Osmanlı toplumunu atasözlerinden dini ibadetlere, eğitimden iş hayatına kadar ayrıntıyla açığa çıkaran çok önemli bir edebiyat yapıtı olduğunun hemen altını çizmeliyim. Ardından, yazar Misailidis'i anlatmak gerekir diye düşünüyorum. Çok hoşuma giden Misailidis'in anlatım dilini, izninizle kendi yorumumu katarak kullanmak istiyorum.

Devlet-i Osmaniye'nin dört bir tarafında yaşayan nice nice milletler bulunurdu. Şöyle ki: Bunlardan bir kısım eşiyle dostuyla, hısımıyla, akrabasıyla Lisan-ı Osmani ile muhabbet eder iken kalemi eline aldıklarında meramlarını Ermeni harfleriyle kâğıda nakil ederlerdi. Bakın tuhaflığa ki bunlar tek başına değildi. İznik isimli göl civarının sakinleri daha ziyade Ermenice meram eder, Yunan harflerini Ermenice yazıda kullanırdı. Vapurla seyahati günlerce devam eden Girit adasının milleti ise Yunan dili konuşup Arap harflerini yazardı. Fransız, İtalyan milleti İstanbul'da, İzmir'de Yunanca meram anlatır, Latin harfi ile yazar idi.

Kula namındaki yerde 1820 yılında dünyaya gelmiş olan Evangelinos Misailidis'in annesi ve dahi babası Türkçe konuşur, dua için kiliseye gider idi. Kendilerine Anadolulu Ortodoks Hıristiyan diye isim takan Karamanlı milletinin ikamet yerleri sadece Kula, Kayseri, Karaman diyarları değildi. Yozgat'tan Antalya'ya, Sivas'tan Aydın'a kadar Karamanlı kabul olunmuştu. Oğul Evangelinos İzmir'in Rum okulundan sonra Atina şehrine edebiyat tahsil ve terbiyesine gitti. Patrikhanedeki tercümanlık işini tamam eyleyip mekteplerde Türkçe dersi verdi. Karamanlıca mecmuaları peş peşe meydana çıkaran Misailidis'in, İzmir'den İstanbul'a sebep-i nakli, matbaasının yanması idi. Konstantiniye'de kırk sene müddetince yayınlanacak olan Anatoli [Doğu] gazetesini çıkarmayı vazife edindi. Anatoli veyahut Misailidis denilen matbaasında çok kitaplar neşrolundu. 1890 yılında vefatından sonra cenazesi ziyadesiyle kalabalık olmuş, Osmanlı muharrirleri onun ehemmiyeti hakkında pek çok yazmışlar idi.

Aleksandros ya da kısaca Aleko Favini'nin başından geçenleri anlatan Temaşa-i Dünya'nın benim için önemli iki özelliği var. Birincisi ustaca olduğu her cümlesinden anlaşılan soğukkanlı, alaycı, ironik anlatımı, ikincisi ise dönemini farklı katmanlarıyla ve bütün yüzleriyle gösteriyor olması. Bunu yaparken bir şeyler öğretme, nasihat verme, ders çıkarma kaygısının okur tarafından hissedilmemesinin sağlanmış olması da çok etkileyici.

Romanın başlangıç yazısından, kahramanımız Aleko Favini'nin etrafında dönen hikaye aracılığıyla dünyanın bin bir türlü halini ve zamanın ruhunu okuyacağımız bellidir. Karşılaşılan acayiplik ve garipliklere ilişkin inandırıcılığı arttırmak için sayısız atasözü arka arkaya sıralanır: Kimi gece gündüz çalışır ama iki yakası bir araya gelmez, Kimi su içmeye üşenir ama talih ayağına dolanır. Kimi su bulamaz içmeye, kimi boğulurum diye korkar çaydan geçmeye. Hak galip olanındır. Yenen kişi cefakârdır [eziyet eden], yenilen ise cefakeş [ eziyet çeken]…(Yanlışlık ya da ironiye düşmemek için, Cefakâr sözcüğünün halk dilinde cefa çekmiş anlamına geldiğini belirtelim) Her insanın, hakkına sahip çıkması için, yalan ve hile yollarını bilmesi gereklidir. Herkesin var olan kusurlarını göstererek, onları iyileştirmek için katkıda bulunacak olan, zamanın bir çeşit aynası görevini üstlenen bu hoş kitap olacaktır.

Atalarım ve Tevellüdüm [Doğumum] Beyanında diyerek başlıyor Favini'nin uzun hikayesi. 50 yaşındaki mütercim Fransız babası, 15'indeki Rum kızıyla evleniyor. Son derece kaba, zengin olmasına rağmen çok hasis, sefahat düşkünü, aile içi şiddete meyilli baba; uysal, iyiliksever, sevecen, dayanaklı, gencecik ve iftiraya uğrayan anneyi hamileyken bıçaklıyor. Bu esnada dünyaya gelen oğul Favini'yi bundan sonra nasıl bir dünyanın beklediği baştan anlaşılıyor. Birinci bölüm; afyon veren dadılar, şımartan nine, dayaktan canını çıkartan büyükbaba, yetersiz ve aptal öğretmenlerle sarılmış çocukluktan sonra parasız geçen gençlik, hiç yüz vermeyen genç kadınlar, avukatlık mesleğinin seçimi, müvekkil arama esnasında kapatıldığı tımarhane ile devam ediyor. Ortodoks kilisesinde görev yapanların halleri hiç çekinmeden mizah oltasına takılırken, delilerin tımarhaneye düşme nedenleri verilerek insana ait ne varsa sayıp döküyor.

Temaşa-i Dünya'yı okumaya başladığımda, Karamanlıları bana ilk duyuran kişi olan sevgili Mihail Stavridis ile Samos adasındaki dükkânında yaptığımız uzun sohbeti hatırladım. Aradan geçen onlarca yıla rağmen konuşmanın ayrıntıları zihnimdeydi. Yazım, onun dostluğuna ve kıymetli anısına ışıklarla gitsin istiyorum. Bugün, 1924 yılına kadar Karamanlı dilinde onlarca kitabın basıldığından haberdarım. Birinci Dünya Savaşı süresince bile yayınına devam eden Anatoli gazetesinin çeviriyazısının yapılmasını içtenlikle bekliyorum.

Zorunlu Nüfus Mübadelesi sonrasında Yunanistan'a giden Karamanlı Ortodoks Anadolu halkı yazmaya devam etti, ediyor. Aşağıdaki iki dize bize, Misailidis'in cefakar-ü cefakeş dediği iki hal kendini gizlemeden gösteriyor.

Türkiya'dan kaldırdılar bizleri / Kan ağlayor hepimizin gözleri

NÜKHET EREN, Birgün Gazetesi

Evangelinos Misailidis'in Temaşa-i Dünya ve Cefâkar-ü Cefakeş adıyla 1871-1872 yılında İstanbul'da basılan dört ciltlik romanı, 1986 yılında, Robert Anhegger ve Vedat Günyol tarafından hazırlanıp, Seyreyle Dünyayı adıyla bugünkü alfabeyle yayınlandı. Yunan harfleri ile yazıya geçirilen eserin dili Türkçe'ydi. 800 sayfayı geçen uzunlukta, son derece eğlendirici ve mizahi bir üslupla yazılan Temaşa-i Dünya'nın, Osmanlı toplumunu atasözlerinden dini ibadetlere, eğitimden iş hayatına kadar ayrıntıyla açığa çıkaran çok önemli bir edebiyat yapıtı olduğunun hemen altını çizmeliyim. Ardından, yazar Misailidis'i anlatmak gerekir diye düşünüyorum. Çok hoşuma giden Misailidis'in anlatım dilini, izninizle kendi yorumumu katarak kullanmak istiyorum.

Devlet-i Osmaniye'nin dört bir tarafında yaşayan nice nice milletler bulunurdu. Şöyle ki: Bunlardan bir kısım eşiyle dostuyla, hısımıyla, akrabasıyla Lisan-ı Osmani ile muhabbet eder iken kalemi eline aldıklarında meramlarını Ermeni harfleriyle kâğıda nakil ederlerdi. Bakın tuhaflığa ki bunlar tek başına değildi. İznik isimli göl civarının sakinleri daha ziyade Ermenice meram eder, Yunan harflerini Ermenice yazıda kullanırdı. Vapurla seyahati günlerce devam eden Girit adasının milleti ise Yunan dili konuşup Arap harflerini yazardı. Fransız, İtalyan milleti İstanbul'da, İzmir'de Yunanca meram anlatır, Latin harfi ile yazar idi.

Kula namındaki yerde 1820 yılında dünyaya gelmiş olan Evangelinos Misailidis'in annesi ve dahi babası Türkçe konuşur, dua için kiliseye gider idi. Kendilerine Anadolulu Ortodoks Hıristiyan diye isim takan Karamanlı milletinin ikamet yerleri sadece Kula, Kayseri, Karaman diyarları değildi. Yozgat'tan Antalya'ya, Sivas'tan Aydın'a kadar Karamanlı kabul olunmuştu. Oğul Evangelinos İzmir'in Rum okulundan sonra Atina şehrine edebiyat tahsil ve terbiyesine gitti. Patrikhanedeki tercümanlık işini tamam eyleyip mekteplerde Türkçe dersi verdi. Karamanlıca mecmuaları peş peşe meydana çıkaran Misailidis'in, İzmir'den İstanbul'a sebep-i nakli, matbaasının yanması idi. Konstantiniye'de kırk sene müddetince yayınlanacak olan Anatoli [Doğu] gazetesini çıkarmayı vazife edindi. Anatoli veyahut Misailidis denilen matbaasında çok kitaplar neşrolundu. 1890 yılında vefatından sonra cenazesi ziyadesiyle kalabalık olmuş, Osmanlı muharrirleri onun ehemmiyeti hakkında pek çok yazmışlar idi.

Aleksandros ya da kısaca Aleko Favini'nin başından geçenleri anlatan Temaşa-i Dünya'nın benim için önemli iki özelliği var. Birincisi ustaca olduğu her cümlesinden anlaşılan soğukkanlı, alaycı, ironik anlatımı, ikincisi ise dönemini farklı katmanlarıyla ve bütün yüzleriyle gösteriyor olması. Bunu yaparken bir şeyler öğretme, nasihat verme, ders çıkarma kaygısının okur tarafından hissedilmemesinin sağlanmış olması da çok etkileyici.

Romanın başlangıç yazısından, kahramanımız Aleko Favini'nin etrafında dönen hikaye aracılığıyla dünyanın bin bir türlü halini ve zamanın ruhunu okuyacağımız bellidir. Karşılaşılan acayiplik ve garipliklere ilişkin inandırıcılığı arttırmak için sayısız atasözü arka arkaya sıralanır: Kimi gece gündüz çalışır ama iki yakası bir araya gelmez, Kimi su içmeye üşenir ama talih ayağına dolanır. Kimi su bulamaz içmeye, kimi boğulurum diye korkar çaydan geçmeye. Hak galip olanındır. Yenen kişi cefakârdır [eziyet eden], yenilen ise cefakeş [ eziyet çeken]…(Yanlışlık ya da ironiye düşmemek için, Cefakâr sözcüğünün halk dilinde cefa çekmiş anlamına geldiğini belirtelim) Her insanın, hakkına sahip çıkması için, yalan ve hile yollarını bilmesi gereklidir. Herkesin var olan kusurlarını göstererek, onları iyileştirmek için katkıda bulunacak olan, zamanın bir çeşit aynası görevini üstlenen bu hoş kitap olacaktır.

Atalarım ve Tevellüdüm [Doğumum] Beyanında diyerek başlıyor Favini'nin uzun hikayesi. 50 yaşındaki mütercim Fransız babası, 15'indeki Rum kızıyla evleniyor. Son derece kaba, zengin olmasına rağmen çok hasis, sefahat düşkünü, aile içi şiddete meyilli baba; uysal, iyiliksever, sevecen, dayanaklı, gencecik ve iftiraya uğrayan anneyi hamileyken bıçaklıyor. Bu esnada dünyaya gelen oğul Favini'yi bundan sonra nasıl bir dünyanın beklediği baştan anlaşılıyor. Birinci bölüm; afyon veren dadılar, şımartan nine, dayaktan canını çıkartan büyükbaba, yetersiz ve aptal öğretmenlerle sarılmış çocukluktan sonra parasız geçen gençlik, hiç yüz vermeyen genç kadınlar, avukatlık mesleğinin seçimi, müvekkil arama esnasında kapatıldığı tımarhane ile devam ediyor. Ortodoks kilisesinde görev yapanların halleri hiç çekinmeden mizah oltasına takılırken, delilerin tımarhaneye düşme nedenleri verilerek insana ait ne varsa sayıp döküyor.

Temaşa-i Dünya'yı okumaya başladığımda, Karamanlıları bana ilk duyuran kişi olan sevgili Mihail Stavridis ile Samos adasındaki dükkânında yaptığımız uzun sohbeti hatırladım. Aradan geçen onlarca yıla rağmen konuşmanın ayrıntıları zihnimdeydi. Yazım, onun dostluğuna ve kıymetli anısına ışıklarla gitsin istiyorum. Bugün, 1924 yılına kadar Karamanlı dilinde onlarca kitabın basıldığından haberdarım. Birinci Dünya Savaşı süresince bile yayınına devam eden Anatoli gazetesinin çeviriyazısının yapılmasını içtenlikle bekliyorum.

Zorunlu Nüfus Mübadelesi sonrasında Yunanistan'a giden Karamanlı Ortodoks Anadolu halkı yazmaya devam etti, ediyor. Aşağıdaki iki dize bize, Misailidis'in cefakar-ü cefakeş dediği iki hal kendini gizlemeden gösteriyor.

Türkiya'dan kaldırdılar bizleri / Kan ağlayor hepimizin gözleri

NÜKHET EREN, Birgün Gazetesi

Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat