#smrgKİTABEVİ THKP-C Kurtuluş 3 (1980 - 1991 Dönemi ) - 2026
27 Mayıs'ı ve 12 Mart'ı yaşamış bir devrimci olarak daha yoğun bir şekilde yaşadığım 12 Eylül'ü gün gibi hatırlıyorum: Radyodan askeri cuntanın bildirisi okunduğunda nerede olduğumu, o anda neler hissettiğimi, sosyalist hareketin durumunu, geri çekilme politikalarının açmazlarını, örgütsel planda ne tür tedbirler aldığımızı vb. her şeyi hatırlıyorum.
Askeri darbeye karşı ne bir direniş ne bir başkaldırı oldu. Sanki herkes bu anı bekliyormuş gibi sonucu tevekkülle karşıladı ama sessiz ve derinden bir panik hâli yaşadı. Kimileri, ‘‘beyaz bayrak” çekerek cuntaya teslim olmayı yeğledi. Kimi örgütler geri çekilmeye çalışarak güçlerini koruma refleksi geliştirdi. Kimileri mücadeleye başlayamadan operasyonlara maruz kalarak dağıldı. Kimileri yurt dışına çıkarak Avrupa'yı kendilerine mekân edindi.
12 Eylül öncesinde “direniş ve isyan” söylemleriyle mangalda kül bırakmayan sol ve sosyalist hareketin ana akımları, askeri cuntaya karşı güç ve eylem birlikleri oluşturmaya yanaşmadı. Her siyasal grubun kendi başının çaresine bakmak zorunda kaldığı o günkü koşullarda, şu ya da bu şekilde her kesim tarafından yenilgi kabullenildi. Sonunda herkes ağır, çok yönlü ve uzun süreli bir yenilgi dönemi yaşadı.
12 Eylül'ün çıkış sürecinde ise onca yaşanmış deney ve tecrübelere karşın, sosyalist hareketin somut durumu ve geleceği konusunda yeni yönelimler geçmiş ve gelecek sorunsalı olarak ele alınmadı. Sosyalist hareketin temel ve güncel siyasal görevleri sınıf mücadelesi perspektifine uygun bir anlayışla kavranılamadığı için dönemin gerektirdiği devrimci atılımlar yapılamadı.
27 Mayıs'ı ve 12 Mart'ı yaşamış bir devrimci olarak daha yoğun bir şekilde yaşadığım 12 Eylül'ü gün gibi hatırlıyorum: Radyodan askeri cuntanın bildirisi okunduğunda nerede olduğumu, o anda neler hissettiğimi, sosyalist hareketin durumunu, geri çekilme politikalarının açmazlarını, örgütsel planda ne tür tedbirler aldığımızı vb. her şeyi hatırlıyorum.
Askeri darbeye karşı ne bir direniş ne bir başkaldırı oldu. Sanki herkes bu anı bekliyormuş gibi sonucu tevekkülle karşıladı ama sessiz ve derinden bir panik hâli yaşadı. Kimileri, ‘‘beyaz bayrak” çekerek cuntaya teslim olmayı yeğledi. Kimi örgütler geri çekilmeye çalışarak güçlerini koruma refleksi geliştirdi. Kimileri mücadeleye başlayamadan operasyonlara maruz kalarak dağıldı. Kimileri yurt dışına çıkarak Avrupa'yı kendilerine mekân edindi.
12 Eylül öncesinde “direniş ve isyan” söylemleriyle mangalda kül bırakmayan sol ve sosyalist hareketin ana akımları, askeri cuntaya karşı güç ve eylem birlikleri oluşturmaya yanaşmadı. Her siyasal grubun kendi başının çaresine bakmak zorunda kaldığı o günkü koşullarda, şu ya da bu şekilde her kesim tarafından yenilgi kabullenildi. Sonunda herkes ağır, çok yönlü ve uzun süreli bir yenilgi dönemi yaşadı.
12 Eylül'ün çıkış sürecinde ise onca yaşanmış deney ve tecrübelere karşın, sosyalist hareketin somut durumu ve geleceği konusunda yeni yönelimler geçmiş ve gelecek sorunsalı olarak ele alınmadı. Sosyalist hareketin temel ve güncel siyasal görevleri sınıf mücadelesi perspektifine uygun bir anlayışla kavranılamadığı için dönemin gerektirdiği devrimci atılımlar yapılamadı.