#smrgKİTABEVİ Türk Meselesi Türk Irkı Savaşları ve Wilson İlkeleri - 2026
Editör:
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
Basıldığı Matbaa:
ISBN-10:
Hazırlayan:
Cilt:
Amerikan Cilt
Boyut:
14x21
Sayfa Sayısı:
136
Basım Yeri:
Ankara
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso
Dili:
Türkçe
Kategori:
indirimli
136,50
Havale/EFT ile:
133,77
1199258575
646238
https://www.simurgkitabevi.com/turk-meselesi-turk-irki-savaslari-ve-wilson-ilkeleri-2026
Türk Meselesi Türk Irkı Savaşları ve Wilson İlkeleri - 2026 #smrgKİTABEVİ
136.5
Kont Léon Valérien Ostrorog'un eseri, Osmanlı İmparatorluğu'nun çözülüş sürecini “Türk Meselesi” başlığı altında siyasal, toplumsal ve hukukî boyutlarıyla ele alır. Yazar, Avrupa'daki güç dengeleri ile Doğu Meselesi'ni birbirine bağlayarak, Osmanlı'nın tasfiyesinin yalnızca bölgesel değil, küresel sonuçlar doğuracağını savunur. Almanya'nın Osmanlı üzerindeki etkisini ve savaşın imparatorluğu nasıl tarihsel bir kırılma noktasına sürüklediğini analiz ederken, meselenin diplomatik boyutunu ekonomik çıkarlar, mali denetim mekanizmaları ve büyük devletlerin rekabeti çerçevesinde değerlendirir. Bu bağlamda İngiliz ve Fransız nüfuzunun kurumsal araçlarını, özellikle maliye, bankacılık ve idari reform girişimleri üzerinden inceler. Eserin merkezinde, Osmanlı coğrafyasının etnik ve dinî çeşitliliği yer alır. Yazar, imparatorluğu homojen bir “Türk devleti” olarak değil; Araplar, Ermeniler, Rumlar, Kürtler ve Yahudiler gibi birbirinden tarihsel, kültürel ve psikolojik bakımdan farklı toplulukların oluşturduğu gevşek bir mozaik olarak tanımlar. Bu toplulukların ortak bir siyasal bilinç geliştirememiş olmalarını, imparatorluğun yapısal sorununun temel nedeni sayar. Dil, ekonomi, toplumsal konum ve karşılıklı önyargılar üzerinden yapılan çözümlemeler, Osmanlı'daki birlikte yaşama düzeninin görünürdeki istikrarına rağmen derin bir bütünleşme üretmediğini ortaya koyar. Son bölümde ise İslam hukuku ile Türk siyasal karakteri arasındaki ilişki tartışılır. Yazar, klasik İslam kamu hukukunun gayrimüslimlere tanıdığı statüyü, imparatorluğun toplumsal hiyerarşisini belirleyen temel unsur olarak yorumlar; Müslüman yönetici sınıf ile vergi veren tebaa arasındaki ayrımın tarihsel sürekliliğine dikkat çeker. Türklerin askerî karakteri, dil yapısı ve yönetim anlayışı üzerinden yapılan değerlendirmeler, imparatorluğun neden kalıcı bir ulusal birlik üretemediği sorusuna cevap arar. Sonuçta eser, Türk Meselesi'ni bir ırk sorunu olarak değil; tarih, hukuk, din ve siyaset iç içe geçmiş karmaşık bir yapısal problem olarak konumlandırır.
Kont Léon Valérien Ostrorog'un eseri, Osmanlı İmparatorluğu'nun çözülüş sürecini “Türk Meselesi” başlığı altında siyasal, toplumsal ve hukukî boyutlarıyla ele alır. Yazar, Avrupa'daki güç dengeleri ile Doğu Meselesi'ni birbirine bağlayarak, Osmanlı'nın tasfiyesinin yalnızca bölgesel değil, küresel sonuçlar doğuracağını savunur. Almanya'nın Osmanlı üzerindeki etkisini ve savaşın imparatorluğu nasıl tarihsel bir kırılma noktasına sürüklediğini analiz ederken, meselenin diplomatik boyutunu ekonomik çıkarlar, mali denetim mekanizmaları ve büyük devletlerin rekabeti çerçevesinde değerlendirir. Bu bağlamda İngiliz ve Fransız nüfuzunun kurumsal araçlarını, özellikle maliye, bankacılık ve idari reform girişimleri üzerinden inceler. Eserin merkezinde, Osmanlı coğrafyasının etnik ve dinî çeşitliliği yer alır. Yazar, imparatorluğu homojen bir “Türk devleti” olarak değil; Araplar, Ermeniler, Rumlar, Kürtler ve Yahudiler gibi birbirinden tarihsel, kültürel ve psikolojik bakımdan farklı toplulukların oluşturduğu gevşek bir mozaik olarak tanımlar. Bu toplulukların ortak bir siyasal bilinç geliştirememiş olmalarını, imparatorluğun yapısal sorununun temel nedeni sayar. Dil, ekonomi, toplumsal konum ve karşılıklı önyargılar üzerinden yapılan çözümlemeler, Osmanlı'daki birlikte yaşama düzeninin görünürdeki istikrarına rağmen derin bir bütünleşme üretmediğini ortaya koyar. Son bölümde ise İslam hukuku ile Türk siyasal karakteri arasındaki ilişki tartışılır. Yazar, klasik İslam kamu hukukunun gayrimüslimlere tanıdığı statüyü, imparatorluğun toplumsal hiyerarşisini belirleyen temel unsur olarak yorumlar; Müslüman yönetici sınıf ile vergi veren tebaa arasındaki ayrımın tarihsel sürekliliğine dikkat çeker. Türklerin askerî karakteri, dil yapısı ve yönetim anlayışı üzerinden yapılan değerlendirmeler, imparatorluğun neden kalıcı bir ulusal birlik üretemediği sorusuna cevap arar. Sonuçta eser, Türk Meselesi'ni bir ırk sorunu olarak değil; tarih, hukuk, din ve siyaset iç içe geçmiş karmaşık bir yapısal problem olarak konumlandırır.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.