Medreselerdeki temel düsturu ise şu cümle özetler: İlim, sutûrdan değil; sudurdan gelir. Yani, esasında ilim satırlardan satıra değil; sadırdan sadra, gönülden gönüledir.
Bugün zihinlerdeki genel kabulün aksine medreseler sadece âlî (yüce/dinî) ilimlerin okutulduğu mekânlar olmamış; doktor, hâkim, matematikçi, mühendis, astronom gibi toplumun ihtiyaç duyduğu personeli de yetiştirmiştir. İstanbul merkez olmak üzere Bosna, Budin, İşkodra, Belgrad, Varna, Edirne, Bursa, Konya, Diyarbekir, Kefe, Batum, Ahıska, Şam, Kahire, Halep, Bağdat, Basra, Kudüs-i Şerif, Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere…
Sadece düşünsek; Osmanlı mülkünün dört bir tarafında ilim-irfan ateşinin hiç sönmediği şu şehirleri sadece düşünsek bile havsalamız, idrakimiz zorlanır. Hâlbuki ecdadımız bunu bizzat yaşadı. İlim yolunda bu şehirler arasında mekik dokuyan âlimler oldu.
İlim, her biri yıkılmaz birer sütun olan medreseler vasıtasıyla nesilden nesile taşındı. Devlet, bu direkler üzerinde asırlarca payidâr oldu. Sahası ne olursa olsun sahih/doğru bilgi, hâlâ aynı değere sahip; tabii anlayabilenler için.
Medreselerdeki temel düsturu ise şu cümle özetler: İlim, sutûrdan değil; sudurdan gelir. Yani, esasında ilim satırlardan satıra değil; sadırdan sadra, gönülden gönüledir.
Bugün zihinlerdeki genel kabulün aksine medreseler sadece âlî (yüce/dinî) ilimlerin okutulduğu mekânlar olmamış; doktor, hâkim, matematikçi, mühendis, astronom gibi toplumun ihtiyaç duyduğu personeli de yetiştirmiştir. İstanbul merkez olmak üzere Bosna, Budin, İşkodra, Belgrad, Varna, Edirne, Bursa, Konya, Diyarbekir, Kefe, Batum, Ahıska, Şam, Kahire, Halep, Bağdat, Basra, Kudüs-i Şerif, Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere…
Sadece düşünsek; Osmanlı mülkünün dört bir tarafında ilim-irfan ateşinin hiç sönmediği şu şehirleri sadece düşünsek bile havsalamız, idrakimiz zorlanır. Hâlbuki ecdadımız bunu bizzat yaşadı. İlim yolunda bu şehirler arasında mekik dokuyan âlimler oldu.
İlim, her biri yıkılmaz birer sütun olan medreseler vasıtasıyla nesilden nesile taşındı. Devlet, bu direkler üzerinde asırlarca payidâr oldu. Sahası ne olursa olsun sahih/doğru bilgi, hâlâ aynı değere sahip; tabii anlayabilenler için.