#smrgKİTABEVİ Ben Mamak'a Gidersem -

Editör:
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
ISBN-10:
Hazırlayan:
Cilt:
Amerikan Cilt
Ciltçi:
Stok Kodu:
1199267015
Boyut:
14x20
Basım Yeri:
İstanbul
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso Kâğıt
Dili:
Türkçe
Kategori:
indirimli
277,50
Havale/EFT ile: 271,95
Siparişiniz 4&6 iş günü arasında kargoda
1199267015
654906
Ben Mamak'a Gidersem -
Ben Mamak'a Gidersem - #smrgKİTABEVİ
277.5
Cehennemin ortasında, bir avuç insanın gülümsemeyi unutmadığı, demir parmaklıkların arkasında özgürlük türkülerinin söylendiği, işkencenin gölgesinde aşkın filizlendiği bir yer vardı: Mamak.

“Ben Mamak'a gidersem, sesim taa buralara kadar gelir...”

Bu söz, bir zindanın karanlık dehlizlerinde söylenmiş en cesur cümlelerden biri. 12 Eylül faşizminin demir pençesinde, işkencenin, açlığın ve ölümün kol gezdiği Mamak Askerî Cezaevi'nde, bir avuç insanın sesini duyurmak için verdiği amansız mücadelenin hikâyesi bu.

Yazar, yalnızca bir mahkûm değil; aynı zamanda bir tanık, bir baba, bir sevgili ve bir yoldaş olarak, belleğinden silinmeyen o günleri satırlara döküyor. Kırılan dişlerin, falakada şişen ayakların, kopan saçların ve dökülen gözyaşlarının arasında, ölüme meydan okuyan bir onur direnişi var.

Ve bu direnişin en neşeli, en asi, en sanatçı ruhu: Sırrı Süreyya Önder. Koğuşta ayı kostümüyle kahkahalar patlatan, en ağır işkencenin ortasında bile espriyi elden bırakmayan, elinde Estetik kitabıyla felsefe tartışmaları yürüten, şiirleri ve türküleriyle yoldaşlarına umut aşılayan o eşsiz karakter. Sırrı, Mamak'ın gri duvarlarını renge, zulmü mizaha, umutsuzluğu sanata dönüştüren bir direniş sanatçısıdır.

Gülümsemeyi unutmayanların, en zifiri karanlıkta bile bir dostun omzuna dokunan ellerin, bir türküyle, bir espriyle, bir şiirle hayata tutunanların öyküsü bu.

“Mamak, içimde kanaması hiç durmayan bir kurşun yarasıdır.”

Tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş ama hâlâ kanayan bu yarayı, ardıl kuşaklara taşımak için yazılmış bir başyapıt. Kimi zaman bir mahkeme salonunda hüküm giyerken, kimi zaman bir doğum haberiyle yeniden hayata sarılırken, kimi zaman da bir idam mahkûmunun gözlerindeki o çelik iradeye tanıklık ederken, bu satırların arasında kaybolup gideceksiniz.

Unutma: Zindanlar, yalnızca bedenleri değil; ruhları da mahkûm etmek için kurulur. Ama bu kitap, ruhların asla teslim alınamayacağının en vurucu kanıtıdır.

“Ben Mamak'a gidersem...” diyenler, asla susmadılar. Şimdi sıra, onların sesini duymakta.
Cehennemin ortasında, bir avuç insanın gülümsemeyi unutmadığı, demir parmaklıkların arkasında özgürlük türkülerinin söylendiği, işkencenin gölgesinde aşkın filizlendiği bir yer vardı: Mamak.

“Ben Mamak'a gidersem, sesim taa buralara kadar gelir...”

Bu söz, bir zindanın karanlık dehlizlerinde söylenmiş en cesur cümlelerden biri. 12 Eylül faşizminin demir pençesinde, işkencenin, açlığın ve ölümün kol gezdiği Mamak Askerî Cezaevi'nde, bir avuç insanın sesini duyurmak için verdiği amansız mücadelenin hikâyesi bu.

Yazar, yalnızca bir mahkûm değil; aynı zamanda bir tanık, bir baba, bir sevgili ve bir yoldaş olarak, belleğinden silinmeyen o günleri satırlara döküyor. Kırılan dişlerin, falakada şişen ayakların, kopan saçların ve dökülen gözyaşlarının arasında, ölüme meydan okuyan bir onur direnişi var.

Ve bu direnişin en neşeli, en asi, en sanatçı ruhu: Sırrı Süreyya Önder. Koğuşta ayı kostümüyle kahkahalar patlatan, en ağır işkencenin ortasında bile espriyi elden bırakmayan, elinde Estetik kitabıyla felsefe tartışmaları yürüten, şiirleri ve türküleriyle yoldaşlarına umut aşılayan o eşsiz karakter. Sırrı, Mamak'ın gri duvarlarını renge, zulmü mizaha, umutsuzluğu sanata dönüştüren bir direniş sanatçısıdır.

Gülümsemeyi unutmayanların, en zifiri karanlıkta bile bir dostun omzuna dokunan ellerin, bir türküyle, bir espriyle, bir şiirle hayata tutunanların öyküsü bu.

“Mamak, içimde kanaması hiç durmayan bir kurşun yarasıdır.”

Tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş ama hâlâ kanayan bu yarayı, ardıl kuşaklara taşımak için yazılmış bir başyapıt. Kimi zaman bir mahkeme salonunda hüküm giyerken, kimi zaman bir doğum haberiyle yeniden hayata sarılırken, kimi zaman da bir idam mahkûmunun gözlerindeki o çelik iradeye tanıklık ederken, bu satırların arasında kaybolup gideceksiniz.

Unutma: Zindanlar, yalnızca bedenleri değil; ruhları da mahkûm etmek için kurulur. Ama bu kitap, ruhların asla teslim alınamayacağının en vurucu kanıtıdır.

“Ben Mamak'a gidersem...” diyenler, asla susmadılar. Şimdi sıra, onların sesini duymakta.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat