#smrgKİTABEVİ Güvenliğin Bedeli : Türk Devletleri Teşkilatı Perspektifinden Savunma Harcamaları - 2026
Editör:
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
Kapak Görseli:
Ahmet Yavuz Yetim
Basıldığı Matbaa:
Dizi Adı:
ISBN-10:
9786258694222
Hazırlayan:
Cilt:
Amerikan Cilt
Boyut:
14x21
Sayfa Sayısı:
184
Basım Yeri:
Ankara
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso
Dili:
Türkçe
Kategori:
indirimli
272,00
Havale/EFT ile:
263,84
1199257299
644900
https://www.simurgkitabevi.com/guvenligin-bedeli-turk-devletleri-teskilati-perspektifinden-savunma-harcamalari-2026
Güvenliğin Bedeli : Türk Devletleri Teşkilatı Perspektifinden Savunma Harcamaları - 2026 #smrgKİTABEVİ
272.00
Uluslararası sistem, uzun bir süredir alışıldık denge kalıplarının çözülmeye başladığı, belirsizliğin ve öngörülemezliğin kalıcı hâle geldiği bir kırılma döneminden geçmektedir. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte “tarihin sonu”, “liberal barış” ya da “küresel entegrasyon” gibi kavramlar etrafında şekillenen iyimser beklentiler, 21. yüzyılın ilk çeyreği tamamlanmadan yerini sert güç rekabetine, jeopolitik bloklaşmalara ve güvenliğin yeniden merkezî bir politika alanı hâline gelmesine bırakmıştır. Bugün artık küresel sistem, tek bir merkezin yön verdiği doğrusal bir yapıdan ziyade, çok aktörlü, çok katmanlı ve kırılgan bir denge düzeni olarak tanımlanmalıdır.
Soğuk Savaş dönemi güvenlik anlayışı, büyük ölçüde devletler arası askerî tehditlere, nükleer caydırıcılığa ve iki kutuplu bir güç mimarisine dayanıyordu. Savunma harcamaları da bu çerçevede, cephelerin, orduların ve silah sistemlerinin niceliksel üstünlüğü üzerinden şekillenmekteydi. Ancak 1990'ların başından itibaren ortaya çıkan tablo, bu klasik güvenlik paradigmalarının giderek yetersiz kaldığını göstermiştir. Devlet dışı aktörlerin yükselişi, asimetrik tehditler, terörizm, siber saldırılar, hibrit savaş yöntemleri, enerji ve gıda güvenliği sorunları, iklim değişikliği ve teknolojik rekabet gibi unsurlar güvenliği yalnızca askerî kapasiteyle açıklanamayacak kadar karmaşık bir zemine taşımıştır.
Soğuk Savaş dönemi güvenlik anlayışı, büyük ölçüde devletler arası askerî tehditlere, nükleer caydırıcılığa ve iki kutuplu bir güç mimarisine dayanıyordu. Savunma harcamaları da bu çerçevede, cephelerin, orduların ve silah sistemlerinin niceliksel üstünlüğü üzerinden şekillenmekteydi. Ancak 1990'ların başından itibaren ortaya çıkan tablo, bu klasik güvenlik paradigmalarının giderek yetersiz kaldığını göstermiştir. Devlet dışı aktörlerin yükselişi, asimetrik tehditler, terörizm, siber saldırılar, hibrit savaş yöntemleri, enerji ve gıda güvenliği sorunları, iklim değişikliği ve teknolojik rekabet gibi unsurlar güvenliği yalnızca askerî kapasiteyle açıklanamayacak kadar karmaşık bir zemine taşımıştır.
Uluslararası sistem, uzun bir süredir alışıldık denge kalıplarının çözülmeye başladığı, belirsizliğin ve öngörülemezliğin kalıcı hâle geldiği bir kırılma döneminden geçmektedir. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte “tarihin sonu”, “liberal barış” ya da “küresel entegrasyon” gibi kavramlar etrafında şekillenen iyimser beklentiler, 21. yüzyılın ilk çeyreği tamamlanmadan yerini sert güç rekabetine, jeopolitik bloklaşmalara ve güvenliğin yeniden merkezî bir politika alanı hâline gelmesine bırakmıştır. Bugün artık küresel sistem, tek bir merkezin yön verdiği doğrusal bir yapıdan ziyade, çok aktörlü, çok katmanlı ve kırılgan bir denge düzeni olarak tanımlanmalıdır.
Soğuk Savaş dönemi güvenlik anlayışı, büyük ölçüde devletler arası askerî tehditlere, nükleer caydırıcılığa ve iki kutuplu bir güç mimarisine dayanıyordu. Savunma harcamaları da bu çerçevede, cephelerin, orduların ve silah sistemlerinin niceliksel üstünlüğü üzerinden şekillenmekteydi. Ancak 1990'ların başından itibaren ortaya çıkan tablo, bu klasik güvenlik paradigmalarının giderek yetersiz kaldığını göstermiştir. Devlet dışı aktörlerin yükselişi, asimetrik tehditler, terörizm, siber saldırılar, hibrit savaş yöntemleri, enerji ve gıda güvenliği sorunları, iklim değişikliği ve teknolojik rekabet gibi unsurlar güvenliği yalnızca askerî kapasiteyle açıklanamayacak kadar karmaşık bir zemine taşımıştır.
Soğuk Savaş dönemi güvenlik anlayışı, büyük ölçüde devletler arası askerî tehditlere, nükleer caydırıcılığa ve iki kutuplu bir güç mimarisine dayanıyordu. Savunma harcamaları da bu çerçevede, cephelerin, orduların ve silah sistemlerinin niceliksel üstünlüğü üzerinden şekillenmekteydi. Ancak 1990'ların başından itibaren ortaya çıkan tablo, bu klasik güvenlik paradigmalarının giderek yetersiz kaldığını göstermiştir. Devlet dışı aktörlerin yükselişi, asimetrik tehditler, terörizm, siber saldırılar, hibrit savaş yöntemleri, enerji ve gıda güvenliği sorunları, iklim değişikliği ve teknolojik rekabet gibi unsurlar güvenliği yalnızca askerî kapasiteyle açıklanamayacak kadar karmaşık bir zemine taşımıştır.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.