Cenab Şahabeddin'in, kitabın birinci kısmındaki "Ramazan Hasbihalleri" başlığını taşıyan makaleleri, 20 Mayıs ile 18 Haziran 1920 tarihleri arasında, Anadolu'nun önemli bir kısmı ile İstanbul'un işgal altında bulunduğu bir sırada kaleme alınmış. 1920'de İstanbul'da Ramazan ayı, İstanbul'un geçmişi, şehrin tabiî ve tarihî güzellikleri, bazı dinî ve siyasî konularla I. Dünya Savaşı'nın memlekette açmış olduğu derin yaralar etrafında kaleme alınan bu yazıların hemen her satırında, Cenab Şahabeddin'in zekâsının bütün kıvraklığını ve ironisini görmek mümkün.
Toplum hayatındaki bazı sosyal değişmelerden de bahsedilen bu makalelerde, Cenab Şahabeddin'in kendine özgü gözlem ve nükteleri yanında, Hâlid Ziya hariç, çağdaşı yazarların hiç birinde göremediğimiz, büyük bir üslûp ustasının Türkçeyi kullanmadaki zarafet ve mahareti de görünüyor. Deyim yerindeyse, Türkçe onun kaleminde, Refik Halid'e kadar başka hiç bir yazarda göremeyeceğimiz değişik bir tad, bambaşka bir güzellik kazanıyor. Kitabın ikinci bölümünde ise, yazarın çoğu 1922 yılında Peyâm-Sabah gazetesinde olmak üzere yine Ramazan, oruç, iftar ve bayramlar dolayısıyla yayımlamış olduğu on üç makalesi yer alıyor.
Cenab Şahabeddin'in, kitabın birinci kısmındaki "Ramazan Hasbihalleri" başlığını taşıyan makaleleri, 20 Mayıs ile 18 Haziran 1920 tarihleri arasında, Anadolu'nun önemli bir kısmı ile İstanbul'un işgal altında bulunduğu bir sırada kaleme alınmış. 1920'de İstanbul'da Ramazan ayı, İstanbul'un geçmişi, şehrin tabiî ve tarihî güzellikleri, bazı dinî ve siyasî konularla I. Dünya Savaşı'nın memlekette açmış olduğu derin yaralar etrafında kaleme alınan bu yazıların hemen her satırında, Cenab Şahabeddin'in zekâsının bütün kıvraklığını ve ironisini görmek mümkün.
Toplum hayatındaki bazı sosyal değişmelerden de bahsedilen bu makalelerde, Cenab Şahabeddin'in kendine özgü gözlem ve nükteleri yanında, Hâlid Ziya hariç, çağdaşı yazarların hiç birinde göremediğimiz, büyük bir üslûp ustasının Türkçeyi kullanmadaki zarafet ve mahareti de görünüyor. Deyim yerindeyse, Türkçe onun kaleminde, Refik Halid'e kadar başka hiç bir yazarda göremeyeceğimiz değişik bir tad, bambaşka bir güzellik kazanıyor. Kitabın ikinci bölümünde ise, yazarın çoğu 1922 yılında Peyâm-Sabah gazetesinde olmak üzere yine Ramazan, oruç, iftar ve bayramlar dolayısıyla yayımlamış olduğu on üç makalesi yer alıyor.