Arama için en az 3 karakter girmelisiniz.
#smrgDERGİ Milli Mecmua Dergisi - Marmara Kıraathanesi - Sayı: 47 Kasım - Aralık 2025
Editör:
Ahmet Alperen Can
Kapak Tasarım:
Mahmut Doğan
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
Sahibi:
Ertuğrul Alpay
Basıldığı Matbaa:
Çınar Matbaacılık
Dizi Adı:
Süreli Yayın
Hazırlayan:
Katkı:
Fatih Orta
Cilt:
Amerikan Cilt
Boyut:
16x24
Sayfa Sayısı:
136
Basım Yeri:
İstanbul
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2025
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Holmen
Dili:
Türkçe
Kategori:
0,00
1199254978
642409
https://www.simurgkitabevi.com/milli-mecmua-dergisi-marmara-kiraathanesi-sayi-47-kasim-aralik-2025
Milli Mecmua Dergisi - Marmara Kıraathanesi - Sayı: 47 Kasım - Aralık 2025 #smrgDERGİ
0.00
Şehirlerin hafızası, taştan ve betondan ibaret anıtlarda değil; o mekanlara ruhunu üfleyen insan nefeslerinde saklıdır. İstanbul'un kültür atlasında bazı noktalar vardır ki, oralar sadece birer mekân değil, birer «zaman”dır. Türk entelektüel hayatının en bereketli mekânlarından ve zamanlarından birisi, şüphesiz Beyazıt'ın Marmara Kıraathanesidir.
Küllük'ün hazin sonundan sonra, bir neslin sığınağı haline gelen Marmara Kıraathanesi, 1950'lerden 1980'lere kadar uzanan süreçte, üniversite amfilerinden taşan bilginin “irfan” ile harmanlandığı yerdi. Burası, resmi müfredatın bittiği yerde başlayan “ikinci üniversite” idi. Kapısından giren herkes, masaların etrafında halkalanmış o büyük “kürsü”nün doğal öğrencisi sayılırdı.
Bu kıraathane, sadece şairlerin ve yazarların değil; “dava”sı olan herkesin, sağcısının, İslamcısının, milliyetçisinin, hatta zaman zaman sol entelijansiyanın yollarının kesiştiği, fikirlerin kılıç gibi çekildiği ama dostluğun baki kaldığı bir meydan savaşı alanıydı.
Biz bu dosya ile, sadece yitip giden bir mekânı anmayı değil, o mekânın mümkün kıldığı «sohbet medeniyetini» hatırlatmayı amaçladık. Çünkü Marmara, bir çay evi olmanın ötesinde, sözlü kültürümüzün, usta-çırak ilişkisinin ve yüz yüze iletişimin son kalelerinden biriydi. Dijital ekranların soğukluğuna hapsolduğumuz bugünlerde, Marmara'nın o dumanlı havasındaki hakikat arayışına, o samimi «insan sıcağına» ne kadar muhtaç olduğumuz aşikardır.
Beyazıt'ın ruhuna, Marmara'nın müdavimlerine selâm ile...
Küllük'ün hazin sonundan sonra, bir neslin sığınağı haline gelen Marmara Kıraathanesi, 1950'lerden 1980'lere kadar uzanan süreçte, üniversite amfilerinden taşan bilginin “irfan” ile harmanlandığı yerdi. Burası, resmi müfredatın bittiği yerde başlayan “ikinci üniversite” idi. Kapısından giren herkes, masaların etrafında halkalanmış o büyük “kürsü”nün doğal öğrencisi sayılırdı.
Bu kıraathane, sadece şairlerin ve yazarların değil; “dava”sı olan herkesin, sağcısının, İslamcısının, milliyetçisinin, hatta zaman zaman sol entelijansiyanın yollarının kesiştiği, fikirlerin kılıç gibi çekildiği ama dostluğun baki kaldığı bir meydan savaşı alanıydı.
Biz bu dosya ile, sadece yitip giden bir mekânı anmayı değil, o mekânın mümkün kıldığı «sohbet medeniyetini» hatırlatmayı amaçladık. Çünkü Marmara, bir çay evi olmanın ötesinde, sözlü kültürümüzün, usta-çırak ilişkisinin ve yüz yüze iletişimin son kalelerinden biriydi. Dijital ekranların soğukluğuna hapsolduğumuz bugünlerde, Marmara'nın o dumanlı havasındaki hakikat arayışına, o samimi «insan sıcağına» ne kadar muhtaç olduğumuz aşikardır.
Beyazıt'ın ruhuna, Marmara'nın müdavimlerine selâm ile...
Şehirlerin hafızası, taştan ve betondan ibaret anıtlarda değil; o mekanlara ruhunu üfleyen insan nefeslerinde saklıdır. İstanbul'un kültür atlasında bazı noktalar vardır ki, oralar sadece birer mekân değil, birer «zaman”dır. Türk entelektüel hayatının en bereketli mekânlarından ve zamanlarından birisi, şüphesiz Beyazıt'ın Marmara Kıraathanesidir.
Küllük'ün hazin sonundan sonra, bir neslin sığınağı haline gelen Marmara Kıraathanesi, 1950'lerden 1980'lere kadar uzanan süreçte, üniversite amfilerinden taşan bilginin “irfan” ile harmanlandığı yerdi. Burası, resmi müfredatın bittiği yerde başlayan “ikinci üniversite” idi. Kapısından giren herkes, masaların etrafında halkalanmış o büyük “kürsü”nün doğal öğrencisi sayılırdı.
Bu kıraathane, sadece şairlerin ve yazarların değil; “dava”sı olan herkesin, sağcısının, İslamcısının, milliyetçisinin, hatta zaman zaman sol entelijansiyanın yollarının kesiştiği, fikirlerin kılıç gibi çekildiği ama dostluğun baki kaldığı bir meydan savaşı alanıydı.
Biz bu dosya ile, sadece yitip giden bir mekânı anmayı değil, o mekânın mümkün kıldığı «sohbet medeniyetini» hatırlatmayı amaçladık. Çünkü Marmara, bir çay evi olmanın ötesinde, sözlü kültürümüzün, usta-çırak ilişkisinin ve yüz yüze iletişimin son kalelerinden biriydi. Dijital ekranların soğukluğuna hapsolduğumuz bugünlerde, Marmara'nın o dumanlı havasındaki hakikat arayışına, o samimi «insan sıcağına» ne kadar muhtaç olduğumuz aşikardır.
Beyazıt'ın ruhuna, Marmara'nın müdavimlerine selâm ile...
Küllük'ün hazin sonundan sonra, bir neslin sığınağı haline gelen Marmara Kıraathanesi, 1950'lerden 1980'lere kadar uzanan süreçte, üniversite amfilerinden taşan bilginin “irfan” ile harmanlandığı yerdi. Burası, resmi müfredatın bittiği yerde başlayan “ikinci üniversite” idi. Kapısından giren herkes, masaların etrafında halkalanmış o büyük “kürsü”nün doğal öğrencisi sayılırdı.
Bu kıraathane, sadece şairlerin ve yazarların değil; “dava”sı olan herkesin, sağcısının, İslamcısının, milliyetçisinin, hatta zaman zaman sol entelijansiyanın yollarının kesiştiği, fikirlerin kılıç gibi çekildiği ama dostluğun baki kaldığı bir meydan savaşı alanıydı.
Biz bu dosya ile, sadece yitip giden bir mekânı anmayı değil, o mekânın mümkün kıldığı «sohbet medeniyetini» hatırlatmayı amaçladık. Çünkü Marmara, bir çay evi olmanın ötesinde, sözlü kültürümüzün, usta-çırak ilişkisinin ve yüz yüze iletişimin son kalelerinden biriydi. Dijital ekranların soğukluğuna hapsolduğumuz bugünlerde, Marmara'nın o dumanlı havasındaki hakikat arayışına, o samimi «insan sıcağına» ne kadar muhtaç olduğumuz aşikardır.
Beyazıt'ın ruhuna, Marmara'nın müdavimlerine selâm ile...
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.