#smrgKİTABEVİ Osmanlı Dervişleri veya Doğu Spiritüalizmi (1868) -

Editör:
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
Basıldığı Matbaa:
Dizi Adı:
ISBN-10:
9786253836719
Hazırlayan:
Cilt:
Amerikan Cilt
Stok Kodu:
1199263257
Boyut:
14x21
Sayfa Sayısı:
488
Basım Yeri:
Ankara
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso
Dili:
Türkçe
indirimli
390,00
Havale/EFT ile: 382,20
Siparişiniz 4&6 iş günü arasında kargoda
1199263257
650898
Osmanlı Dervişleri veya Doğu Spiritüalizmi (1868) -
Osmanlı Dervişleri veya Doğu Spiritüalizmi (1868) - #smrgKİTABEVİ
390
Eserimiz tasavvufla şeriat, hakikat ve marifet arasındaki derin ilişkiyi konu edinmektedir. İman kuru bir taklit değil; insanın hakikati bizzat idrak ederek bâtınî olgunluğa ulaşması şeklinde ele alınır. Sufilerin şarap, 595sevgili, meyhane ve aşk gibi sembollerle kurduğu dilin aslında dünyevî arzuları değil; mürşid aracılığıyla Allah sevgisine ve ilahî bilgiye yönelen ruhsal hâlleri temsil ettiği açıklanır.

Eserin diğer bir ekseni, insanın nefsî tutkularla hayvanî bir seviyeye düşebileceği, ancak tövbe, zikir ve manevî eğitim sayesinde yeniden “insan-ı kâmil” mertebesine yükselebileceği fikridir. Rüyalar, semboller, mürşid-mürid ilişkisi ve kalbin genişliği gibi temalar üzerinden insanın küçük bir âlem değil, bütün yaratılışın özünü taşıyan büyük bir varlık olduğu savunulur. Ruh göçü gibi inançlar reddedilirken, insanın ahlaki hâlinin ahirette surete dönüşeceği düşüncesi tasavvufî bir ahlak öğretisine dönüştürülür. Böylece yazar, zahir ile bâtın arasında çatışma değil; biri beden, diğeri ruh olan tamamlayıcı bir ilişki bulunduğunu vurgular.

Son bölüm ise Halife Ali'yi velayet nurunun taşıyıcısı ve tasavvuf silsilelerinin manevi kaynağı olarak sunar. Onun cesareti, cömertliği, ilmi ve Peygamber'e yakınlığı etrafında örülen rivayetler, klasik İslam biyografi geleneği ile menkıbevî tasavvuf anlatısını birleştirir. Böylece eser, Sufi düşüncede velayet anlayışının merkezine yerleşen Ali tasavvurunu hem duygusal hem de öğretisel bir dille inşa ederken Osmanlı tasavvuf dünyasının dervişlik anlayışını, tarikat geleneklerini ve mistik düşünce iklimini de açıklığa kavuşturur.

Eserimiz tasavvufla şeriat, hakikat ve marifet arasındaki derin ilişkiyi konu edinmektedir. İman kuru bir taklit değil; insanın hakikati bizzat idrak ederek bâtınî olgunluğa ulaşması şeklinde ele alınır. Sufilerin şarap, 595sevgili, meyhane ve aşk gibi sembollerle kurduğu dilin aslında dünyevî arzuları değil; mürşid aracılığıyla Allah sevgisine ve ilahî bilgiye yönelen ruhsal hâlleri temsil ettiği açıklanır.

Eserin diğer bir ekseni, insanın nefsî tutkularla hayvanî bir seviyeye düşebileceği, ancak tövbe, zikir ve manevî eğitim sayesinde yeniden “insan-ı kâmil” mertebesine yükselebileceği fikridir. Rüyalar, semboller, mürşid-mürid ilişkisi ve kalbin genişliği gibi temalar üzerinden insanın küçük bir âlem değil, bütün yaratılışın özünü taşıyan büyük bir varlık olduğu savunulur. Ruh göçü gibi inançlar reddedilirken, insanın ahlaki hâlinin ahirette surete dönüşeceği düşüncesi tasavvufî bir ahlak öğretisine dönüştürülür. Böylece yazar, zahir ile bâtın arasında çatışma değil; biri beden, diğeri ruh olan tamamlayıcı bir ilişki bulunduğunu vurgular.

Son bölüm ise Halife Ali'yi velayet nurunun taşıyıcısı ve tasavvuf silsilelerinin manevi kaynağı olarak sunar. Onun cesareti, cömertliği, ilmi ve Peygamber'e yakınlığı etrafında örülen rivayetler, klasik İslam biyografi geleneği ile menkıbevî tasavvuf anlatısını birleştirir. Böylece eser, Sufi düşüncede velayet anlayışının merkezine yerleşen Ali tasavvurunu hem duygusal hem de öğretisel bir dille inşa ederken Osmanlı tasavvuf dünyasının dervişlik anlayışını, tarikat geleneklerini ve mistik düşünce iklimini de açıklığa kavuşturur.

Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat