#smrgKİTABEVİ Şehrimiz Dünyamız -
Başta Mesut olmak üzere romanda yer verdiği bütün kişi ve karakterleri zaman ve mekanla kaynaştıran Küçüközdemir, onlara psikolojik derinlik kazandırmayı başarıyor. Ayrıntıları kaçırmayan keskin gözlemleri, gerçekleri –iyisiyle kötüsüyle- nakletmekteki ısrarı, kişileri ve olayları mekanlarla bütünleştirmesi övgüye değer. Arka planında üniversite çevresiyle, renkli insan tipleriyle, ekonomik sıkıntılarıyla, kadın cinayetleriyle, çiğnenen İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla, gündelik hayat manzaraları ve her geçen gün çirkinleşen bir kentin boğuculuğuyla bugünün Türkiye'sinden çarpıcı bir kesit sunan “Şehrimiz, Dünyamız” sıradanlığın ötesine geçen, insanın iç dünyasına dokunan, komik ve hüzünlü bir roman.
“Hüzün kadar iyi ayar veren başka bir his yoktur, diye düşünüyor. Hele bir anda çöken hüzünse! Gerçekliğin cilasını çatlatmadan algımızı kör eden nesne, kayıp zamanın izlenimlerini boşa çıkarır. Akıp giden tasasız yaşantı bile, bir anda beliren hüzne yenik düşer. En heyecanlı yerinde dansın, en şiddetli anında sevişmenin, en kritik zamanında yaşamın (ölürken), gerçekliği alt üst eder. Bir parfüm dolar burnuna, gül bahçesinde bir bakışma, terk edilişin dramı, ölülerin karakterize olmuş yüzleri, boş bedenleri. Kalmaz geriye bir şey, çatlar cila. Fena olur sanat. Ne yazık...”
Başta Mesut olmak üzere romanda yer verdiği bütün kişi ve karakterleri zaman ve mekanla kaynaştıran Küçüközdemir, onlara psikolojik derinlik kazandırmayı başarıyor. Ayrıntıları kaçırmayan keskin gözlemleri, gerçekleri –iyisiyle kötüsüyle- nakletmekteki ısrarı, kişileri ve olayları mekanlarla bütünleştirmesi övgüye değer. Arka planında üniversite çevresiyle, renkli insan tipleriyle, ekonomik sıkıntılarıyla, kadın cinayetleriyle, çiğnenen İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla, gündelik hayat manzaraları ve her geçen gün çirkinleşen bir kentin boğuculuğuyla bugünün Türkiye'sinden çarpıcı bir kesit sunan “Şehrimiz, Dünyamız” sıradanlığın ötesine geçen, insanın iç dünyasına dokunan, komik ve hüzünlü bir roman.
“Hüzün kadar iyi ayar veren başka bir his yoktur, diye düşünüyor. Hele bir anda çöken hüzünse! Gerçekliğin cilasını çatlatmadan algımızı kör eden nesne, kayıp zamanın izlenimlerini boşa çıkarır. Akıp giden tasasız yaşantı bile, bir anda beliren hüzne yenik düşer. En heyecanlı yerinde dansın, en şiddetli anında sevişmenin, en kritik zamanında yaşamın (ölürken), gerçekliği alt üst eder. Bir parfüm dolar burnuna, gül bahçesinde bir bakışma, terk edilişin dramı, ölülerin karakterize olmuş yüzleri, boş bedenleri. Kalmaz geriye bir şey, çatlar cila. Fena olur sanat. Ne yazık...”