#smrgKİTABEVİ Terceme-i Siyer-i Halebi - İnceleme, Tenkitli Metin, Dizin -
Editör:
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
Basıldığı Matbaa:
Dizi Adı:
ISBN-10:
Hazırlayan:
Mustafa Yasin Başçetin
Cilt:
Amerikan Cilt
Ciltçi:
Boyut:
16x24
Sayfa Sayısı:
562
Basım Yeri:
Erzurum
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso Kâğıt
Dili:
Türkçe
Kategori:
indirimli
935,00
Havale/EFT ile:
916,30
Siparişiniz 4&6 iş günü arasında kargoda
1199266826
654716
https://www.simurgkitabevi.com/terceme-i-siyer-i-halebi-inceleme-tenkitli-metin-dizin
Terceme-i Siyer-i Halebi - İnceleme, Tenkitli Metin, Dizin - #smrgKİTABEVİ
935
Siyer, Türk-İslâm kültür ve edebiyatının da en verimli sahalarından birini teşkil eder. Hz. Peygamber'in sözlerinin, fiillerinin ve yaşayışının Müslümanlar için örnek kabul edilmesi, ona duyulan sevgi ve bağlılığın asırlar boyunca canlı kalması, hayatını öğrenme arzusunun giderek kuvvet kazanması, bu alanda geniş bir literatürün doğmasına zemin hazırlamıştır. Arap edebiyatında teşekkül eden siyer türü; tercüme, şerh, ihtisar ve telif yoluyla başka dillere ve başka kültüre geçmiş ve zamanla köklü bir ilmî ve edebî gelenek hâline gelmiştir.
Türk edebiyatı da yeni metinler ve yeni ifade yollarıyla bu geleneği beslemiştir. Manzum ve mensur örnekleriyle gelişen siyer literatürü, bilhassa Osmanlı sahasında, dinî muhtevası kadar tarihî ve edebî vasıflarıyla da öne çıkan bir tür görünümü kazanmıştır. Bu alanda ortaya konan tercümeler, çevrildikleri devrin dil zevkini, anlatım kudretini, dinî ve tarihî telakkisini, hatta okuyucu beklentisini de bünyelerinde taşır. Osmanlı Türkçesiyle kaleme alınmış siyer tercümeleri, bir yandan Hz. Peygamber'in hayatını daha geniş çevrelere ulaştırırken öte yandan Osmanlı nesrinin seyri, tercüme anlayışı ve anlatım imkânları hakkında da ciddi ipuçları verir. Bu sebeple söz konusu metinler, muhtevalarının yanında dil ve üslup hususiyetleri bakımından da incelenmesi gereken eserlerdir.
Çalışmamıza konu edindiğimiz Terceme-i Siyer-i Halebî, söz konusu geleneğin dikkate değer örneklerinden biridir. İbrâhîm b. Mustafa el-Halebî'nin Arapça kaleme aldığı bu siyer metni, klasik siyer geleneğinin önemli eserlerinden biri sayılır. Mütercim Âsım ise eseri Osmanlı Türkçesine aktarırken metni yeni bir dil ve anlatım zemini üzerinde yeniden kurmuş ve eklemelerle genişletmiştir. Dönemin okuyucusunu, Osmanlı Türkçesinin ifade kudretini ve siyer anlatısının gerektirdiği üslubu gözeterek esere başka bir görünüm kazandırmıştır. Bu bakımdan Terceme-i Siyer-i Halebî, Osmanlı sahasında tercümenin nasıl bir metin kurma faaliyeti olduğunu gösteren bir örnektir. Mütercim Âsım'ın ilmî birikimi, dilciliği ve kültürel yetkinliği de burada belirleyici olmuştur. Hâl böyleyken Terceme-i Siyer-i Halebî üzerine yaptığımız bu çalışma, Osmanlı tercüme anlayışını, nesir dilini ve siyer geleneğinin tarih içindeki seyrini kavramaya da imkân verir.
Çalışma, giriş kısmından sonra altı bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde tercüme üzerinde durulmuştur. Burada Batı'da ve Doğu'da çeviri faaliyetlerinin tarihî gelişimi anlatılmıştır. İkinci bölüm kaynak metnin müellifi İbrâhîm b. Mustafa el-Halebî'ye, üçüncü bölüm ise Mütercim Âsım'a ayrılmıştır. Dördüncü bölüm Osmanlı siyer geleneği hakkındadır. Siyer kavramı, türün doğuşu ve tarihî gelişimi üzerinde durulduktan sonra Osmanlı-Türk sahasında bu geleneğin nasıl teşekkül ettiği üzerinde durulmuş ve Terceme-i Siyer-i Halebî'nin bu geniş gelenek içindeki yeri değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Beşinci bölüm çalışmanın asıl inceleme kısmıdır. Eserin adı, tercüme sebebi, Mütercim Âsım'a aidiyeti, kaynakları, şekil özellikleri, tercüme ve şerh yöntemi, dil ve üslup hususiyetleri hakkında bilgiler verilmiştir. Mütercimin Arapça asıl metne ne ölçüde bağlı kaldığı, metni yeniden kurarken hangi yöntemleri benimsediği, hangi anlatım kalıplarını kullandığı üzerinde durulmuştur. Böylece tercümenin yalnızca dil aktarmanın ötesinde yeni bir ifade zemini kuran yorumlayıcı bir faaliyet olduğuna işaret edilmiştir. Altıncı ve son bölüm eserin transkripsiyonlu-tenkitli metnine ayrılmıştır. Bu kısımda ilk olarak nüshalar değerlendirildikten sonra tenkitli metnin kuruluşunda izlenen yöntem hakkında bilgilendirme yapılmıştır. Son olarak metinden istifadeyi kolaylaştırmak için çalışmanın sonuna özel adlar dizini eklenmiştir.
Sağlık ve sıhhat içerisinde bu çalışmayı tamamlama fırsatı verdiği için Cenab-ı Allah'a hamd ü senalar ederim. Cenab-ı Hak, iki cihan serveri Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa'nın hayatıyla iştigal ettiğimiz bu çalışmayı bereketlendirsin ve onu, Hz. Peygamber'in şefaatine nail olmaya vesile kılsın. Gayret bizden, tevfik Allah'tandır.
Türk edebiyatı da yeni metinler ve yeni ifade yollarıyla bu geleneği beslemiştir. Manzum ve mensur örnekleriyle gelişen siyer literatürü, bilhassa Osmanlı sahasında, dinî muhtevası kadar tarihî ve edebî vasıflarıyla da öne çıkan bir tür görünümü kazanmıştır. Bu alanda ortaya konan tercümeler, çevrildikleri devrin dil zevkini, anlatım kudretini, dinî ve tarihî telakkisini, hatta okuyucu beklentisini de bünyelerinde taşır. Osmanlı Türkçesiyle kaleme alınmış siyer tercümeleri, bir yandan Hz. Peygamber'in hayatını daha geniş çevrelere ulaştırırken öte yandan Osmanlı nesrinin seyri, tercüme anlayışı ve anlatım imkânları hakkında da ciddi ipuçları verir. Bu sebeple söz konusu metinler, muhtevalarının yanında dil ve üslup hususiyetleri bakımından da incelenmesi gereken eserlerdir.
Çalışmamıza konu edindiğimiz Terceme-i Siyer-i Halebî, söz konusu geleneğin dikkate değer örneklerinden biridir. İbrâhîm b. Mustafa el-Halebî'nin Arapça kaleme aldığı bu siyer metni, klasik siyer geleneğinin önemli eserlerinden biri sayılır. Mütercim Âsım ise eseri Osmanlı Türkçesine aktarırken metni yeni bir dil ve anlatım zemini üzerinde yeniden kurmuş ve eklemelerle genişletmiştir. Dönemin okuyucusunu, Osmanlı Türkçesinin ifade kudretini ve siyer anlatısının gerektirdiği üslubu gözeterek esere başka bir görünüm kazandırmıştır. Bu bakımdan Terceme-i Siyer-i Halebî, Osmanlı sahasında tercümenin nasıl bir metin kurma faaliyeti olduğunu gösteren bir örnektir. Mütercim Âsım'ın ilmî birikimi, dilciliği ve kültürel yetkinliği de burada belirleyici olmuştur. Hâl böyleyken Terceme-i Siyer-i Halebî üzerine yaptığımız bu çalışma, Osmanlı tercüme anlayışını, nesir dilini ve siyer geleneğinin tarih içindeki seyrini kavramaya da imkân verir.
Çalışma, giriş kısmından sonra altı bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde tercüme üzerinde durulmuştur. Burada Batı'da ve Doğu'da çeviri faaliyetlerinin tarihî gelişimi anlatılmıştır. İkinci bölüm kaynak metnin müellifi İbrâhîm b. Mustafa el-Halebî'ye, üçüncü bölüm ise Mütercim Âsım'a ayrılmıştır. Dördüncü bölüm Osmanlı siyer geleneği hakkındadır. Siyer kavramı, türün doğuşu ve tarihî gelişimi üzerinde durulduktan sonra Osmanlı-Türk sahasında bu geleneğin nasıl teşekkül ettiği üzerinde durulmuş ve Terceme-i Siyer-i Halebî'nin bu geniş gelenek içindeki yeri değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Beşinci bölüm çalışmanın asıl inceleme kısmıdır. Eserin adı, tercüme sebebi, Mütercim Âsım'a aidiyeti, kaynakları, şekil özellikleri, tercüme ve şerh yöntemi, dil ve üslup hususiyetleri hakkında bilgiler verilmiştir. Mütercimin Arapça asıl metne ne ölçüde bağlı kaldığı, metni yeniden kurarken hangi yöntemleri benimsediği, hangi anlatım kalıplarını kullandığı üzerinde durulmuştur. Böylece tercümenin yalnızca dil aktarmanın ötesinde yeni bir ifade zemini kuran yorumlayıcı bir faaliyet olduğuna işaret edilmiştir. Altıncı ve son bölüm eserin transkripsiyonlu-tenkitli metnine ayrılmıştır. Bu kısımda ilk olarak nüshalar değerlendirildikten sonra tenkitli metnin kuruluşunda izlenen yöntem hakkında bilgilendirme yapılmıştır. Son olarak metinden istifadeyi kolaylaştırmak için çalışmanın sonuna özel adlar dizini eklenmiştir.
Sağlık ve sıhhat içerisinde bu çalışmayı tamamlama fırsatı verdiği için Cenab-ı Allah'a hamd ü senalar ederim. Cenab-ı Hak, iki cihan serveri Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa'nın hayatıyla iştigal ettiğimiz bu çalışmayı bereketlendirsin ve onu, Hz. Peygamber'in şefaatine nail olmaya vesile kılsın. Gayret bizden, tevfik Allah'tandır.
Siyer, Türk-İslâm kültür ve edebiyatının da en verimli sahalarından birini teşkil eder. Hz. Peygamber'in sözlerinin, fiillerinin ve yaşayışının Müslümanlar için örnek kabul edilmesi, ona duyulan sevgi ve bağlılığın asırlar boyunca canlı kalması, hayatını öğrenme arzusunun giderek kuvvet kazanması, bu alanda geniş bir literatürün doğmasına zemin hazırlamıştır. Arap edebiyatında teşekkül eden siyer türü; tercüme, şerh, ihtisar ve telif yoluyla başka dillere ve başka kültüre geçmiş ve zamanla köklü bir ilmî ve edebî gelenek hâline gelmiştir.
Türk edebiyatı da yeni metinler ve yeni ifade yollarıyla bu geleneği beslemiştir. Manzum ve mensur örnekleriyle gelişen siyer literatürü, bilhassa Osmanlı sahasında, dinî muhtevası kadar tarihî ve edebî vasıflarıyla da öne çıkan bir tür görünümü kazanmıştır. Bu alanda ortaya konan tercümeler, çevrildikleri devrin dil zevkini, anlatım kudretini, dinî ve tarihî telakkisini, hatta okuyucu beklentisini de bünyelerinde taşır. Osmanlı Türkçesiyle kaleme alınmış siyer tercümeleri, bir yandan Hz. Peygamber'in hayatını daha geniş çevrelere ulaştırırken öte yandan Osmanlı nesrinin seyri, tercüme anlayışı ve anlatım imkânları hakkında da ciddi ipuçları verir. Bu sebeple söz konusu metinler, muhtevalarının yanında dil ve üslup hususiyetleri bakımından da incelenmesi gereken eserlerdir.
Çalışmamıza konu edindiğimiz Terceme-i Siyer-i Halebî, söz konusu geleneğin dikkate değer örneklerinden biridir. İbrâhîm b. Mustafa el-Halebî'nin Arapça kaleme aldığı bu siyer metni, klasik siyer geleneğinin önemli eserlerinden biri sayılır. Mütercim Âsım ise eseri Osmanlı Türkçesine aktarırken metni yeni bir dil ve anlatım zemini üzerinde yeniden kurmuş ve eklemelerle genişletmiştir. Dönemin okuyucusunu, Osmanlı Türkçesinin ifade kudretini ve siyer anlatısının gerektirdiği üslubu gözeterek esere başka bir görünüm kazandırmıştır. Bu bakımdan Terceme-i Siyer-i Halebî, Osmanlı sahasında tercümenin nasıl bir metin kurma faaliyeti olduğunu gösteren bir örnektir. Mütercim Âsım'ın ilmî birikimi, dilciliği ve kültürel yetkinliği de burada belirleyici olmuştur. Hâl böyleyken Terceme-i Siyer-i Halebî üzerine yaptığımız bu çalışma, Osmanlı tercüme anlayışını, nesir dilini ve siyer geleneğinin tarih içindeki seyrini kavramaya da imkân verir.
Çalışma, giriş kısmından sonra altı bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde tercüme üzerinde durulmuştur. Burada Batı'da ve Doğu'da çeviri faaliyetlerinin tarihî gelişimi anlatılmıştır. İkinci bölüm kaynak metnin müellifi İbrâhîm b. Mustafa el-Halebî'ye, üçüncü bölüm ise Mütercim Âsım'a ayrılmıştır. Dördüncü bölüm Osmanlı siyer geleneği hakkındadır. Siyer kavramı, türün doğuşu ve tarihî gelişimi üzerinde durulduktan sonra Osmanlı-Türk sahasında bu geleneğin nasıl teşekkül ettiği üzerinde durulmuş ve Terceme-i Siyer-i Halebî'nin bu geniş gelenek içindeki yeri değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Beşinci bölüm çalışmanın asıl inceleme kısmıdır. Eserin adı, tercüme sebebi, Mütercim Âsım'a aidiyeti, kaynakları, şekil özellikleri, tercüme ve şerh yöntemi, dil ve üslup hususiyetleri hakkında bilgiler verilmiştir. Mütercimin Arapça asıl metne ne ölçüde bağlı kaldığı, metni yeniden kurarken hangi yöntemleri benimsediği, hangi anlatım kalıplarını kullandığı üzerinde durulmuştur. Böylece tercümenin yalnızca dil aktarmanın ötesinde yeni bir ifade zemini kuran yorumlayıcı bir faaliyet olduğuna işaret edilmiştir. Altıncı ve son bölüm eserin transkripsiyonlu-tenkitli metnine ayrılmıştır. Bu kısımda ilk olarak nüshalar değerlendirildikten sonra tenkitli metnin kuruluşunda izlenen yöntem hakkında bilgilendirme yapılmıştır. Son olarak metinden istifadeyi kolaylaştırmak için çalışmanın sonuna özel adlar dizini eklenmiştir.
Sağlık ve sıhhat içerisinde bu çalışmayı tamamlama fırsatı verdiği için Cenab-ı Allah'a hamd ü senalar ederim. Cenab-ı Hak, iki cihan serveri Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa'nın hayatıyla iştigal ettiğimiz bu çalışmayı bereketlendirsin ve onu, Hz. Peygamber'in şefaatine nail olmaya vesile kılsın. Gayret bizden, tevfik Allah'tandır.
Türk edebiyatı da yeni metinler ve yeni ifade yollarıyla bu geleneği beslemiştir. Manzum ve mensur örnekleriyle gelişen siyer literatürü, bilhassa Osmanlı sahasında, dinî muhtevası kadar tarihî ve edebî vasıflarıyla da öne çıkan bir tür görünümü kazanmıştır. Bu alanda ortaya konan tercümeler, çevrildikleri devrin dil zevkini, anlatım kudretini, dinî ve tarihî telakkisini, hatta okuyucu beklentisini de bünyelerinde taşır. Osmanlı Türkçesiyle kaleme alınmış siyer tercümeleri, bir yandan Hz. Peygamber'in hayatını daha geniş çevrelere ulaştırırken öte yandan Osmanlı nesrinin seyri, tercüme anlayışı ve anlatım imkânları hakkında da ciddi ipuçları verir. Bu sebeple söz konusu metinler, muhtevalarının yanında dil ve üslup hususiyetleri bakımından da incelenmesi gereken eserlerdir.
Çalışmamıza konu edindiğimiz Terceme-i Siyer-i Halebî, söz konusu geleneğin dikkate değer örneklerinden biridir. İbrâhîm b. Mustafa el-Halebî'nin Arapça kaleme aldığı bu siyer metni, klasik siyer geleneğinin önemli eserlerinden biri sayılır. Mütercim Âsım ise eseri Osmanlı Türkçesine aktarırken metni yeni bir dil ve anlatım zemini üzerinde yeniden kurmuş ve eklemelerle genişletmiştir. Dönemin okuyucusunu, Osmanlı Türkçesinin ifade kudretini ve siyer anlatısının gerektirdiği üslubu gözeterek esere başka bir görünüm kazandırmıştır. Bu bakımdan Terceme-i Siyer-i Halebî, Osmanlı sahasında tercümenin nasıl bir metin kurma faaliyeti olduğunu gösteren bir örnektir. Mütercim Âsım'ın ilmî birikimi, dilciliği ve kültürel yetkinliği de burada belirleyici olmuştur. Hâl böyleyken Terceme-i Siyer-i Halebî üzerine yaptığımız bu çalışma, Osmanlı tercüme anlayışını, nesir dilini ve siyer geleneğinin tarih içindeki seyrini kavramaya da imkân verir.
Çalışma, giriş kısmından sonra altı bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde tercüme üzerinde durulmuştur. Burada Batı'da ve Doğu'da çeviri faaliyetlerinin tarihî gelişimi anlatılmıştır. İkinci bölüm kaynak metnin müellifi İbrâhîm b. Mustafa el-Halebî'ye, üçüncü bölüm ise Mütercim Âsım'a ayrılmıştır. Dördüncü bölüm Osmanlı siyer geleneği hakkındadır. Siyer kavramı, türün doğuşu ve tarihî gelişimi üzerinde durulduktan sonra Osmanlı-Türk sahasında bu geleneğin nasıl teşekkül ettiği üzerinde durulmuş ve Terceme-i Siyer-i Halebî'nin bu geniş gelenek içindeki yeri değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Beşinci bölüm çalışmanın asıl inceleme kısmıdır. Eserin adı, tercüme sebebi, Mütercim Âsım'a aidiyeti, kaynakları, şekil özellikleri, tercüme ve şerh yöntemi, dil ve üslup hususiyetleri hakkında bilgiler verilmiştir. Mütercimin Arapça asıl metne ne ölçüde bağlı kaldığı, metni yeniden kurarken hangi yöntemleri benimsediği, hangi anlatım kalıplarını kullandığı üzerinde durulmuştur. Böylece tercümenin yalnızca dil aktarmanın ötesinde yeni bir ifade zemini kuran yorumlayıcı bir faaliyet olduğuna işaret edilmiştir. Altıncı ve son bölüm eserin transkripsiyonlu-tenkitli metnine ayrılmıştır. Bu kısımda ilk olarak nüshalar değerlendirildikten sonra tenkitli metnin kuruluşunda izlenen yöntem hakkında bilgilendirme yapılmıştır. Son olarak metinden istifadeyi kolaylaştırmak için çalışmanın sonuna özel adlar dizini eklenmiştir.
Sağlık ve sıhhat içerisinde bu çalışmayı tamamlama fırsatı verdiği için Cenab-ı Allah'a hamd ü senalar ederim. Cenab-ı Hak, iki cihan serveri Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa'nın hayatıyla iştigal ettiğimiz bu çalışmayı bereketlendirsin ve onu, Hz. Peygamber'in şefaatine nail olmaya vesile kılsın. Gayret bizden, tevfik Allah'tandır.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.