#smrgKİTABEVİ Wilhelm Von Humboldt’da Dil-Düşünce İlişkisi -
Düşünce tarihinde böylesine önemli ve temel bir sorun olan dil-düşünce ilişkisi üzerine yeni bir şeyler söylemek büyük bir iddia olacaktır. Wilhelm von Humboldt, dil-düşünce ilişkisi bağlamında, Antik Çağ düşüncesi ile günümüzün düşüncesi arasında bir köprü inşa etmiştir. Bu anlamda Humboldt'un dil-düşünce ilişkisine yönelik görüşlerini incelemek günümüz dil-düşünce ilişkisine ışık tutması açısından önemlidir. Bu çalışmanın önemi, Humboldt'un felsefesini dil ekseninde değerlendirmiş olmasının ve dil görüşü içerisinde de ele aldığı en önemli sorunun dil-düşünce ilişkisi olduğunu ortaya koymasıdır. Bu bağlamda dil-düşünce odaklı Humboldt felsefesi, bu çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır.
Çalışmanın giriş bölümde genel olarak dilin mahiyeti, kökeni ve düşünce ile bağlantısı tarihsel arka planı çerçevesinde ele alınmıştır. Birinci Bölümde Wilhelm von Humboldt'un dil araştırmaları ışığında ortaya koyduğu dilin diğer iletişim formlarından farklı, insana özgü, doğuştan, düşünceyle ilintili ve insanın dünyasını oluşturan bir üst yapı olduğuna yönelik görüşleri ana hatlarıyla incelenmiştir. İkinci bölümde, bugün Sapir-Whorf Hipotezi ile popüler olan dilsel görelilik ile görsel belirlenimcilik varsayımlarının Humboldt'daki kökeni ele alınmıştır. Filozofun, büküm ön koşuluna dayanan dil üstünlüğü savı ya da diller hiyerarşisi modeli ve tüm dillerin temelde tabi oldukları dil tümellerinin oluşturduğu ortak dil formu görüşü irdelenmiştir. Düşünürün, dilin duruk değil devingen bir yapı olmasını ifade eden energeia görüşüne de yer verilmiştir. Humboldt'un, ulusal karakterin dilin biçimlendiren bir yapı olduğunu belirten dil-ulusal karakter bağlantısı ile her dilin konuşucuları için özgül bir dünya görüşü ortaya çıkardığına dayanan varsayımı ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Üçüncü bölümde, Humboldt'un dilin düşüncenin organı olduğu, dilin düşünce birimleri oluşturmasındaki kilit rolü, dil-düşünce özdeşliği imkanına yönelik değişken görüşlerine yerverilmiştir. Filozofun genel dil felsefesinin temelini oluşturan dil-düşünce bağlantısı ortaya koyulmuştur. Sonuç bölümünde ise filozofun görüşlerinin günümüz düşünce dünyasına yansımaları üzerinde durularak onun dil görüşü ve dil felsefesi dil-düşünce bağlantısı temelinde değerlendirilmiştir.Bu çalışmanın düşünce dünyasına katkısı, Humboldt'un dil-düşünce ilişkisini ayrıntılı bir biçimde ele alarak günümüz dil çalışmalarına yansımalarını ortaya koymak olarak belirlenebilir. Nitekim Humboldt, 3H olarak simgeleşen Hamann-Herder-Humboldt dil geleneğinin son ve en dizgesel temsilcisi olarak öncelleri Descartes, Kant ya da Leibniz gibi filozofların aksine dili felsefesinin merkezine yerleştirmiş bir felsefe geleneğinin temellerini atmıştır. Humboldt'un dil felsefesi içerisindeki bu belirleyici rolünü ortaya çıkarmak için dil felsefesini, onun çekirdeğini oluşturan dil-düşünce ilişkisi bağlamında ele almak gerekliydi. Bu çalışma, bu gerekliliğin ortaya koyulmasına yönelik bir çabanın ürünüdür.Diğer taraftan, bu çalışmada karşılaşılan en büyük zorluk, Humboldt'un dil-düşünce ilişkisi görüşlerinin yazılı eserlerinde sıklıkla görüldüğü üzere değişkenlik göstermesidir. Benzer şekilde, düşünürün eserlerinde kullandığı zor anlaşılır ifadeler, çalışma boyunca titiz bir taramayı gerektirmiştir. Son bir zorluk olarak, düşünürün dil-düşünce ilişkisi görüşlerinin derin ama dar olmasından kaynaklanan veri sağlama sıkıntısını sayabiliriz. Humboldt'un belki de bütün felsefesinin özünü oluşturan dil-düşünce görüşünün, günümüze yansımaları açısından oldukça derin, ancak tek tek ve karşılaştırmalı dil incelemeleri yönteminden dolayı görece dar bir çerçeve sunan nitelikte olduğunu söyleyebiliriz. Bütün bu sorun ve zorluklara rağmen çalışmanın konusuyla ilgili İngilizce ve Almanca özgün kaynaklara ulaşılmış, Almanca için uzman desteği sağlanmak suretiyle taramalar gerçekleştirilip çalışmaya işlenmiştir.
Düşünce tarihinde böylesine önemli ve temel bir sorun olan dil-düşünce ilişkisi üzerine yeni bir şeyler söylemek büyük bir iddia olacaktır. Wilhelm von Humboldt, dil-düşünce ilişkisi bağlamında, Antik Çağ düşüncesi ile günümüzün düşüncesi arasında bir köprü inşa etmiştir. Bu anlamda Humboldt'un dil-düşünce ilişkisine yönelik görüşlerini incelemek günümüz dil-düşünce ilişkisine ışık tutması açısından önemlidir. Bu çalışmanın önemi, Humboldt'un felsefesini dil ekseninde değerlendirmiş olmasının ve dil görüşü içerisinde de ele aldığı en önemli sorunun dil-düşünce ilişkisi olduğunu ortaya koymasıdır. Bu bağlamda dil-düşünce odaklı Humboldt felsefesi, bu çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır.
Çalışmanın giriş bölümde genel olarak dilin mahiyeti, kökeni ve düşünce ile bağlantısı tarihsel arka planı çerçevesinde ele alınmıştır. Birinci Bölümde Wilhelm von Humboldt'un dil araştırmaları ışığında ortaya koyduğu dilin diğer iletişim formlarından farklı, insana özgü, doğuştan, düşünceyle ilintili ve insanın dünyasını oluşturan bir üst yapı olduğuna yönelik görüşleri ana hatlarıyla incelenmiştir. İkinci bölümde, bugün Sapir-Whorf Hipotezi ile popüler olan dilsel görelilik ile görsel belirlenimcilik varsayımlarının Humboldt'daki kökeni ele alınmıştır. Filozofun, büküm ön koşuluna dayanan dil üstünlüğü savı ya da diller hiyerarşisi modeli ve tüm dillerin temelde tabi oldukları dil tümellerinin oluşturduğu ortak dil formu görüşü irdelenmiştir. Düşünürün, dilin duruk değil devingen bir yapı olmasını ifade eden energeia görüşüne de yer verilmiştir. Humboldt'un, ulusal karakterin dilin biçimlendiren bir yapı olduğunu belirten dil-ulusal karakter bağlantısı ile her dilin konuşucuları için özgül bir dünya görüşü ortaya çıkardığına dayanan varsayımı ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Üçüncü bölümde, Humboldt'un dilin düşüncenin organı olduğu, dilin düşünce birimleri oluşturmasındaki kilit rolü, dil-düşünce özdeşliği imkanına yönelik değişken görüşlerine yerverilmiştir. Filozofun genel dil felsefesinin temelini oluşturan dil-düşünce bağlantısı ortaya koyulmuştur. Sonuç bölümünde ise filozofun görüşlerinin günümüz düşünce dünyasına yansımaları üzerinde durularak onun dil görüşü ve dil felsefesi dil-düşünce bağlantısı temelinde değerlendirilmiştir.Bu çalışmanın düşünce dünyasına katkısı, Humboldt'un dil-düşünce ilişkisini ayrıntılı bir biçimde ele alarak günümüz dil çalışmalarına yansımalarını ortaya koymak olarak belirlenebilir. Nitekim Humboldt, 3H olarak simgeleşen Hamann-Herder-Humboldt dil geleneğinin son ve en dizgesel temsilcisi olarak öncelleri Descartes, Kant ya da Leibniz gibi filozofların aksine dili felsefesinin merkezine yerleştirmiş bir felsefe geleneğinin temellerini atmıştır. Humboldt'un dil felsefesi içerisindeki bu belirleyici rolünü ortaya çıkarmak için dil felsefesini, onun çekirdeğini oluşturan dil-düşünce ilişkisi bağlamında ele almak gerekliydi. Bu çalışma, bu gerekliliğin ortaya koyulmasına yönelik bir çabanın ürünüdür.Diğer taraftan, bu çalışmada karşılaşılan en büyük zorluk, Humboldt'un dil-düşünce ilişkisi görüşlerinin yazılı eserlerinde sıklıkla görüldüğü üzere değişkenlik göstermesidir. Benzer şekilde, düşünürün eserlerinde kullandığı zor anlaşılır ifadeler, çalışma boyunca titiz bir taramayı gerektirmiştir. Son bir zorluk olarak, düşünürün dil-düşünce ilişkisi görüşlerinin derin ama dar olmasından kaynaklanan veri sağlama sıkıntısını sayabiliriz. Humboldt'un belki de bütün felsefesinin özünü oluşturan dil-düşünce görüşünün, günümüze yansımaları açısından oldukça derin, ancak tek tek ve karşılaştırmalı dil incelemeleri yönteminden dolayı görece dar bir çerçeve sunan nitelikte olduğunu söyleyebiliriz. Bütün bu sorun ve zorluklara rağmen çalışmanın konusuyla ilgili İngilizce ve Almanca özgün kaynaklara ulaşılmış, Almanca için uzman desteği sağlanmak suretiyle taramalar gerçekleştirilip çalışmaya işlenmiştir.