#smrgKİTABEVİ Yıkıntılar Arasında Yükselen Uygarlıklar : Mezopotamya -
Krallar, ordular, saraylar bir yana; küllerin altından yeniden doğrulan halklar bir yana. Toprağını terk etmeyen; üzümden şarabını, buğdaydan hülyalarını, incirden zamanı büken ölümsüz aşklarını damıtan köylülerin; taşlara kendi yüzünü, çağlara kendi biçimini veren ilk insanların, ilk toplumların ana yurdu…
“Yıkıntılar Arasında Yükselen Uygarlık” bize aslında bunları anlatıyor. Alışılmışın dışında büyütülüp dondurulmuş tarih, iktidarlar, savaşlar, kahramanlar, hanedanlar, devletler küçülüyor; gelenekler, ritüeller, ortak emek, mimari güzellik, insani dayanışma, kültürel süreklilik büyüyor ve zihnimizin tüm dokusunu kaplıyor. Bir başka hikâye anlatıyor bize Eylül İmuk. Sözü en doğru yerde genişleyip hacim kazanıyor. Bir şiirin dizeleri gibi ilerliyor; “Göbekli” ve “Kör” sandığımız “Tepeler”den başlayıp yeryüzünün en kadim kentleri, boyun eğmemiş en asi dağları dolanıp yeryüzünün en güzel yaşam biçiminin hüküm sürdüğü; ortak ve toplumsal direncin kök saldığı topraklara yenilenmiş olarak dönüyor. Yıkık dökük eski kalıntılar değil elimize tutuşturduğu, zamanı ve her şeyi anlamanın anahtarıdır bize sunduğu.
Krallar, ordular, saraylar bir yana; küllerin altından yeniden doğrulan halklar bir yana. Toprağını terk etmeyen; üzümden şarabını, buğdaydan hülyalarını, incirden zamanı büken ölümsüz aşklarını damıtan köylülerin; taşlara kendi yüzünü, çağlara kendi biçimini veren ilk insanların, ilk toplumların ana yurdu…
“Yıkıntılar Arasında Yükselen Uygarlık” bize aslında bunları anlatıyor. Alışılmışın dışında büyütülüp dondurulmuş tarih, iktidarlar, savaşlar, kahramanlar, hanedanlar, devletler küçülüyor; gelenekler, ritüeller, ortak emek, mimari güzellik, insani dayanışma, kültürel süreklilik büyüyor ve zihnimizin tüm dokusunu kaplıyor. Bir başka hikâye anlatıyor bize Eylül İmuk. Sözü en doğru yerde genişleyip hacim kazanıyor. Bir şiirin dizeleri gibi ilerliyor; “Göbekli” ve “Kör” sandığımız “Tepeler”den başlayıp yeryüzünün en kadim kentleri, boyun eğmemiş en asi dağları dolanıp yeryüzünün en güzel yaşam biçiminin hüküm sürdüğü; ortak ve toplumsal direncin kök saldığı topraklara yenilenmiş olarak dönüyor. Yıkık dökük eski kalıntılar değil elimize tutuşturduğu, zamanı ve her şeyi anlamanın anahtarıdır bize sunduğu.