#smrgKİTABEVİ Doğanın Kanunu veya Her Zaman İhmal Edilmiş ya da Yanlış Anlaşılmış Olan Kanunlarının Gerçek Ruhu -
Jean-Jacques Rousseau'nun Toplum Sözleşmesi, Fransız Devrimi'nin ayak sesleri, sonraki yüzyılın bilimsel sosyalizm teorileri… Hepsinden çok önceydi, eşitlikçi bir dünyanın sınır çizgisiydi. Öncülleri Platon, Thomas More, Campanella'nın düzelticisi, tarih kadar eski hasarlı bir düşün iyileştiricisi. Soyut hayale somut bir Toplum Sözleşmesi… “Doğanın Kanunu”, temel yasaya dönüş manifestosu… Birlikte üretilsin, herkes gücüne göre çalışsın, herkes ihtiyacına göre alsın. Paranın egemenliğinin son bulduğu gönüllü kentler, ülkeler… Tarla sürenin, meyve toplayanın değil... Her şey onun, insanın kendisi gibi, buğday da, üzüm de, her şey onun, her şey insanlığın...
İnsan kalbi güzeldi. İnsan aklı iyiydi. Tertemiz doğan, tertemiz ölebilirdi. Hayat sevinçle, ölüm korkusuzca karışlanabilirdi. Herkes ötekinin sevdiği, herkes ötekinin kalbi olabilirdi. Neşe bölüşülebilir, dert göçüp gidebilirdi. Kabus, “özel mülkiyetti”; vahşet, açgözlülüktü. Nefes alabilirdik, gülebilirdik, güzel yaşayabilir, huzur içinde toprağa karışabilirdik. İhmal etmeseydik, yanlış anlamasaydık, “Doğanın Kanunu”, 271 yıllık bu rüya, hayatımızın ta kendisi olabilirdi.
Jean-Jacques Rousseau'nun Toplum Sözleşmesi, Fransız Devrimi'nin ayak sesleri, sonraki yüzyılın bilimsel sosyalizm teorileri… Hepsinden çok önceydi, eşitlikçi bir dünyanın sınır çizgisiydi. Öncülleri Platon, Thomas More, Campanella'nın düzelticisi, tarih kadar eski hasarlı bir düşün iyileştiricisi. Soyut hayale somut bir Toplum Sözleşmesi… “Doğanın Kanunu”, temel yasaya dönüş manifestosu… Birlikte üretilsin, herkes gücüne göre çalışsın, herkes ihtiyacına göre alsın. Paranın egemenliğinin son bulduğu gönüllü kentler, ülkeler… Tarla sürenin, meyve toplayanın değil... Her şey onun, insanın kendisi gibi, buğday da, üzüm de, her şey onun, her şey insanlığın...
İnsan kalbi güzeldi. İnsan aklı iyiydi. Tertemiz doğan, tertemiz ölebilirdi. Hayat sevinçle, ölüm korkusuzca karışlanabilirdi. Herkes ötekinin sevdiği, herkes ötekinin kalbi olabilirdi. Neşe bölüşülebilir, dert göçüp gidebilirdi. Kabus, “özel mülkiyetti”; vahşet, açgözlülüktü. Nefes alabilirdik, gülebilirdik, güzel yaşayabilir, huzur içinde toprağa karışabilirdik. İhmal etmeseydik, yanlış anlamasaydık, “Doğanın Kanunu”, 271 yıllık bu rüya, hayatımızın ta kendisi olabilirdi.