#smrgKİTABEVİ Hutbe: Sarayın Yasakladığı İttihat Terakki’nin Propaganda Kitabı -
Editör:
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
Dizi Adı:
Osmanlı Tarihi
Hazırlayan:
Cilt:
Amerikan Cilt
Boyut:
14x21
Sayfa Sayısı:
60
Basım Yeri:
Ankara
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso Kâğıt
Dili:
Türkçe
Kategori:
indirimli
113,10
Havale/EFT ile:
110,84
1199269849
658056
https://www.simurgkitabevi.com/hutbe-sarayin-yasakladigi-ittihat-terakki-nin-propaganda-kitabi
Hutbe: Sarayın Yasakladığı İttihat Terakki’nin Propaganda Kitabı - #smrgKİTABEVİ
113.1
Bir hutbe, padişahın otoritesine karşı siyasi bir silaha dönüşebilir miydi? II. Abdülhamit yönetiminin basını, düşünceyi ve muhalefeti sıkı denetim altında tuttuğu yıllarda Tunalı Hilmi Bey, mücadelesini Cenevre'de basılan risalelerle sürdürdü. İttihat ve Terakki çevresinde yetişmişti; ancak sarayın karşısına yalnızca aydınların değil, halkın da çıkmasını istiyordu. Bunun için en alışılmış dinî hitap biçimini seçti: Hutbe.Gizlice Osmanlı topraklarına sokulan Hutbeler, hükümdarın yetkilerini, din âlimlerinin sorumluluğunu ve halkın yönetime karşı haklarını tartışmaya açıyordu. Saraya bağlı ulemanın sessizliği sorgulanıyor, meşrutiyet ve adalet talepleri ayetler, hadisler ve İslam siyaset düşüncesinin kavramlarıyla savunuluyordu. Yabancı postaneler, gizli dağıtım ağları ve medrese odaları, sansürün engelleyemediği bir siyasi haberleşmenin parçaları hâline gelmişti. Sarayın susturmak istediği söz, bu kez dinin kendi diliyle konuşuyordu.Tunalı Hilmi Bey, Jön Türk hareketinin seçkinci siyaset anlayışıyla arasına mesafe koyarken halkın inançlarını siyasi değişimin dışında bırakmayı da reddetti. Hutbelerdeki hükümdar, hukuk ve millet iradesi tartışmaları, onun Cumhuriyet yıllarında savunduğu halk egemenliği ve Türkçe dinî hitabet düşünceleriyle birlikte değerlendirilebilir. Metinlerin sertliği, dönemin muhalefet dilini; dinî gerekçeleri ise meşrutiyet mücadelesinin toplumla nasıl ilişki kurmaya çalıştığını anlamaya imkân verir. Böylece 19. yüzyıl sonundaki Osmanlı siyasi mücadelesinin pek az konuşulan bir meselesi belirir: İktidarın meşruiyetini savunmak için başvurduğu dinî söylem, aynı iktidara karşı da kullanılabilirdi.
Bir hutbe, padişahın otoritesine karşı siyasi bir silaha dönüşebilir miydi? II. Abdülhamit yönetiminin basını, düşünceyi ve muhalefeti sıkı denetim altında tuttuğu yıllarda Tunalı Hilmi Bey, mücadelesini Cenevre'de basılan risalelerle sürdürdü. İttihat ve Terakki çevresinde yetişmişti; ancak sarayın karşısına yalnızca aydınların değil, halkın da çıkmasını istiyordu. Bunun için en alışılmış dinî hitap biçimini seçti: Hutbe.Gizlice Osmanlı topraklarına sokulan Hutbeler, hükümdarın yetkilerini, din âlimlerinin sorumluluğunu ve halkın yönetime karşı haklarını tartışmaya açıyordu. Saraya bağlı ulemanın sessizliği sorgulanıyor, meşrutiyet ve adalet talepleri ayetler, hadisler ve İslam siyaset düşüncesinin kavramlarıyla savunuluyordu. Yabancı postaneler, gizli dağıtım ağları ve medrese odaları, sansürün engelleyemediği bir siyasi haberleşmenin parçaları hâline gelmişti. Sarayın susturmak istediği söz, bu kez dinin kendi diliyle konuşuyordu.Tunalı Hilmi Bey, Jön Türk hareketinin seçkinci siyaset anlayışıyla arasına mesafe koyarken halkın inançlarını siyasi değişimin dışında bırakmayı da reddetti. Hutbelerdeki hükümdar, hukuk ve millet iradesi tartışmaları, onun Cumhuriyet yıllarında savunduğu halk egemenliği ve Türkçe dinî hitabet düşünceleriyle birlikte değerlendirilebilir. Metinlerin sertliği, dönemin muhalefet dilini; dinî gerekçeleri ise meşrutiyet mücadelesinin toplumla nasıl ilişki kurmaya çalıştığını anlamaya imkân verir. Böylece 19. yüzyıl sonundaki Osmanlı siyasi mücadelesinin pek az konuşulan bir meselesi belirir: İktidarın meşruiyetini savunmak için başvurduğu dinî söylem, aynı iktidara karşı da kullanılabilirdi.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.