#smrgSAHAF Nazım Hikmet'in Hasreti -

Stok Kodu:
1199057299
Boyut:
16x24
Sayfa Sayısı:
70 s. 100
Basım Yeri:
İstanbul
Baskı:
1
Basım Tarihi:
1976
Kapak Türü:
Ciltli
Kağıt Türü:
1. Hamur
Dili:
Türkçe
Kategori:
0,00
1199057299
443290
Nazım Hikmet'in Hasreti -
Nazım Hikmet'in Hasreti - #smrgSAHAF
0.00
57299 Türkkaya Ataöv. Nazım Hikmet'in Hasreti . , İstanbul: May Yayınları, 1976. 70 s. 100 fotoğraf. 16x24. 1. Hamur. Ciltli. Türkçe, , , Anı / Hatırat, Yeni Türk Edebiyatu, Cumhuriyet Dönemi, Biyografi

Daha çok Nazım Hikmet'in Sovyetler Birliği'ndeki yaşamına ilişkin bu kitap metninin, Türkiye'de daha önce görülmemiş bol sayıda resim le birlikte, ilk kez Vatan gazetesinin Pazar ekleri olarak 1976'da peşpeşe yayınlanmasından ve hemen sonra da kitap biçiminde ilk baskısından bu yana yıllar geçti.

O günlerde doğanlar otuzlarına merdiven dayadılar. Gene o tarihlerden günümüze, Türkiye, Rusya ve dünya çok değişim gördü. Üniversiteden görevli gittiğim Sovyetler Birliği'nde ailemle birlikte iki yıl geçirdim.

O sıralarda, diplomasi temsilcilerinin dışında giden pek olmazdı; hele uzun kalan yoktu. Kütüphanelerde çalışmak ve farklı bir toplumu gözlemlemek dışında, bu büyük ozanın oradaki az bilinen yaşamına ilişkin bilgi toplamak da kaçınılmazdı.

Elinizdeki kitap bu son noktanın bir ürünüdür. Yıllar öncesinin anılarını ve siyasal iklimini çeşitli yönleriyle anımsamak hem tatlı, hem acı. Çoğunu bugün gibi bir daha yaşıyorum. 2000'li yıllardan geriye bakınca, ilk yazımda söylenmemiş ya da kıyıda köşede kalmış bazı gerçeklerin sözünü etmeğe değer.

Örneğin, o tarihlerde bunca Nazım Hikmet fotoğrafı Türkiye'ye nasıl geldi ve yayınlanabildi? Ya da 1970'lerin Türkiye ortamında söz konusu yayının yazarı olarak, herhalde ben de dahil, tüm ilgililerin güvenceleri var mıydı? Bu noktalara ilişkin birtakım olayların sözünü ederken bir otobiyografi denemesine özenmiyorum. Başka çalışmalarımdan vakit bulabilirsem, her şeyin başından bugüne kapsamlı bir anı kitabını ayrıca tasarlamaktayım.

Burada yapmak istediğim bu kitabın konusu ekseninde yalnızca bir çerçeve çizmek.
Shakespeare anılar için (Macbeth'te) "beynin bekçileri" diyor.
Montaigne'in "belleği iyi olmayan uydurmaya kalkışmasın" cümlesi burada hiç geçerli değil.
Ozan R. L. Stevenson'un "unutma yeteneğime diyecek yok" saptaması da öyle... Thomas Moore der ki: "Güzel anılar ışık gibi aydınlatır!"
Özellikle kızlarımızın Moskova, Bakü ve Tiflis sokaklarında koşuşturmalarını anımsadıkça, ozan Ben Jonson'un sözcüklerini yineleyebilirim: "Sevdiklerimle bağlantılı o anıların apayrı bir yeri var..."

57299 Türkkaya Ataöv. Nazım Hikmet'in Hasreti . , İstanbul: May Yayınları, 1976. 70 s. 100 fotoğraf. 16x24. 1. Hamur. Ciltli. Türkçe, , , Anı / Hatırat, Yeni Türk Edebiyatu, Cumhuriyet Dönemi, Biyografi

Daha çok Nazım Hikmet'in Sovyetler Birliği'ndeki yaşamına ilişkin bu kitap metninin, Türkiye'de daha önce görülmemiş bol sayıda resim le birlikte, ilk kez Vatan gazetesinin Pazar ekleri olarak 1976'da peşpeşe yayınlanmasından ve hemen sonra da kitap biçiminde ilk baskısından bu yana yıllar geçti.

O günlerde doğanlar otuzlarına merdiven dayadılar. Gene o tarihlerden günümüze, Türkiye, Rusya ve dünya çok değişim gördü. Üniversiteden görevli gittiğim Sovyetler Birliği'nde ailemle birlikte iki yıl geçirdim.

O sıralarda, diplomasi temsilcilerinin dışında giden pek olmazdı; hele uzun kalan yoktu. Kütüphanelerde çalışmak ve farklı bir toplumu gözlemlemek dışında, bu büyük ozanın oradaki az bilinen yaşamına ilişkin bilgi toplamak da kaçınılmazdı.

Elinizdeki kitap bu son noktanın bir ürünüdür. Yıllar öncesinin anılarını ve siyasal iklimini çeşitli yönleriyle anımsamak hem tatlı, hem acı. Çoğunu bugün gibi bir daha yaşıyorum. 2000'li yıllardan geriye bakınca, ilk yazımda söylenmemiş ya da kıyıda köşede kalmış bazı gerçeklerin sözünü etmeğe değer.

Örneğin, o tarihlerde bunca Nazım Hikmet fotoğrafı Türkiye'ye nasıl geldi ve yayınlanabildi? Ya da 1970'lerin Türkiye ortamında söz konusu yayının yazarı olarak, herhalde ben de dahil, tüm ilgililerin güvenceleri var mıydı? Bu noktalara ilişkin birtakım olayların sözünü ederken bir otobiyografi denemesine özenmiyorum. Başka çalışmalarımdan vakit bulabilirsem, her şeyin başından bugüne kapsamlı bir anı kitabını ayrıca tasarlamaktayım.

Burada yapmak istediğim bu kitabın konusu ekseninde yalnızca bir çerçeve çizmek.
Shakespeare anılar için (Macbeth'te) "beynin bekçileri" diyor.
Montaigne'in "belleği iyi olmayan uydurmaya kalkışmasın" cümlesi burada hiç geçerli değil.
Ozan R. L. Stevenson'un "unutma yeteneğime diyecek yok" saptaması da öyle... Thomas Moore der ki: "Güzel anılar ışık gibi aydınlatır!"
Özellikle kızlarımızın Moskova, Bakü ve Tiflis sokaklarında koşuşturmalarını anımsadıkça, ozan Ben Jonson'un sözcüklerini yineleyebilirim: "Sevdiklerimle bağlantılı o anıların apayrı bir yeri var..."

Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat