#smrgKİTABEVİ Ölüm Anında İnsanı Kim Yargılar : Tanrı mı Vicdan mı Hiçlik mi - Fyodor Dostoyevski - Albert Camus - 2025
Editör:
Kondisyon:
Yeni
Sunuş / Önsöz / Sonsöz / Giriş:
Basıldığı Matbaa:
Dizi Adı:
ISBN-10:
9786255749833
Hazırlayan:
Cilt:
Amerikan Cilt
Ciltçi:
Boyut:
14x21
Sayfa Sayısı:
72
Basım Yeri:
Ordu
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2025
Kapak Türü:
Karton Kapak
Kağıt Türü:
Enso
Dili:
Türkçe
Kategori:
indirimli
98,80
Havale/EFT ile:
96,82
Siparişiniz 4&6 iş günü arasında kargoda
1199255145
642568
https://www.simurgkitabevi.com/olum-aninda-insani-kim-yargilar-tanri-mi-vicdan-mi-hiclik-mi-fyodor-dostoyevski-albert-camus-2025
Ölüm Anında İnsanı Kim Yargılar : Tanrı mı Vicdan mı Hiçlik mi - Fyodor Dostoyevski - Albert Camus - 2025 #smrgKİTABEVİ
98.80
Ölümün eşiğinde bir masa var. Üç sandalye… ikisi dolu, biri ısrarla boş. O boşluk bazen Tanrı'nın bakışı, bazen vicdanın keskin sesi, bazen de hiçliğin soğuk susuşu. Selim, bir “kaza” diye geçiştirilen hayatının içinden çekilip bu odada yargılanmaya değil, çıplak bırakılmaya çağrılıyor: “Ölüm anında insanı kim yargılar?” Dostoyevski'nin karanlık merhametiyle Camus'nün güneş altında bile üşüten dürüstlüğü çarpışırken, okur bir mahkeme izlemiyor kendi içindeki mahkemenin kapısını aralıyor.
Bu kısa roman/uzun novella, teselli dağıtmıyor; sizi “haklı” seçmeye zorlamıyor. Onun yerine daha zor bir şey teklif ediyor: bedeli görmeyi. Gerekçelerin soyulduğu, soruların büyüdüğü, bir imzanın bir ömür ettiği yerde şu sızı kalıyor: Yargı bir ceza mıdır, yoksa kaçmayı bıraktığımız an başlayan bir uyanış mı? Son sayfayı kapattığınızda cevap almayacaksınız—ama içinizde, uzun süre susmayacak tek bir soru kalacak: Bakılmak mı daha ağır, bakmak mı… yoksa artık kimsenin bakmaması mı?
Bu kısa roman/uzun novella, teselli dağıtmıyor; sizi “haklı” seçmeye zorlamıyor. Onun yerine daha zor bir şey teklif ediyor: bedeli görmeyi. Gerekçelerin soyulduğu, soruların büyüdüğü, bir imzanın bir ömür ettiği yerde şu sızı kalıyor: Yargı bir ceza mıdır, yoksa kaçmayı bıraktığımız an başlayan bir uyanış mı? Son sayfayı kapattığınızda cevap almayacaksınız—ama içinizde, uzun süre susmayacak tek bir soru kalacak: Bakılmak mı daha ağır, bakmak mı… yoksa artık kimsenin bakmaması mı?
Ölümün eşiğinde bir masa var. Üç sandalye… ikisi dolu, biri ısrarla boş. O boşluk bazen Tanrı'nın bakışı, bazen vicdanın keskin sesi, bazen de hiçliğin soğuk susuşu. Selim, bir “kaza” diye geçiştirilen hayatının içinden çekilip bu odada yargılanmaya değil, çıplak bırakılmaya çağrılıyor: “Ölüm anında insanı kim yargılar?” Dostoyevski'nin karanlık merhametiyle Camus'nün güneş altında bile üşüten dürüstlüğü çarpışırken, okur bir mahkeme izlemiyor kendi içindeki mahkemenin kapısını aralıyor.
Bu kısa roman/uzun novella, teselli dağıtmıyor; sizi “haklı” seçmeye zorlamıyor. Onun yerine daha zor bir şey teklif ediyor: bedeli görmeyi. Gerekçelerin soyulduğu, soruların büyüdüğü, bir imzanın bir ömür ettiği yerde şu sızı kalıyor: Yargı bir ceza mıdır, yoksa kaçmayı bıraktığımız an başlayan bir uyanış mı? Son sayfayı kapattığınızda cevap almayacaksınız—ama içinizde, uzun süre susmayacak tek bir soru kalacak: Bakılmak mı daha ağır, bakmak mı… yoksa artık kimsenin bakmaması mı?
Bu kısa roman/uzun novella, teselli dağıtmıyor; sizi “haklı” seçmeye zorlamıyor. Onun yerine daha zor bir şey teklif ediyor: bedeli görmeyi. Gerekçelerin soyulduğu, soruların büyüdüğü, bir imzanın bir ömür ettiği yerde şu sızı kalıyor: Yargı bir ceza mıdır, yoksa kaçmayı bıraktığımız an başlayan bir uyanış mı? Son sayfayı kapattığınızda cevap almayacaksınız—ama içinizde, uzun süre susmayacak tek bir soru kalacak: Bakılmak mı daha ağır, bakmak mı… yoksa artık kimsenin bakmaması mı?
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.